AY

AY i. Yerin etrafında dönen ve Güneşten aldığı ışığı Yere yansıtan gök cismi.

Esk. Mah, meh, kamer: Ay sanki bu sulardan sandalla gidebileceğimiz yuvarlak, parlak ve safdil yüzlü bir yerdi (A.Ş. Hisar). Batı ufkunda yarısı kopmuş kaba bir ay duruyor, sevgilimin saçlarını hatırlatan bakır renginde bir ay (R. H. Karay). Bk. ansİkl.

— ÇEŞ. DEY. Ay ağılı (veya ay evi), bazı za­manlarda ayın etrafında meydana gelen hâle. || Ay aydın, hesap belli, «herşey ortada, açık, karanlık birşey yok» anlamında. || Aydoğdu, yeni ay,||,Ay gibi, güzel, beyaz kadınlar için kullanılır. Hilâl şeklinde, ince ve kıvrık: Boynuzu bazısının ay gibi / Kimin halka halka yay gibi (Şeyhî). || Ay’ı gördüm Allah, amentübilîâh, yeni ayı görünce uğur ge­tirsin diye söylenen tekerleme.

|| Ay harman­lanmak, Ayın etrafında hâle meydana gel­mesi. \\ Ay karanlığı, Ayın bulut arkasına gir­diği zamanki karanlık. \\ Ay parçası (veya ay parçası gibi), güzel, beyaz kadın. || Aya, ya sen doğ, ya ben doğayım demek, Ayla kı­yaslanabilecek kadar güzel kızlardan bahsedilirken kullanılır. || Ayın on dördü, dolunay zamanı: Güneş battıktan sonra ayın on dördü ile aydınlanmış bir dünya parçası na­sıl daha tatlı bir ışıkla sabaha kavuşursa… (R. H. Karay). || Ayın on dördü gibi, beyaz ve güzel kadın veya kız.

— Ask. Ay tabya, burçlu tahkimatta, kale dı­şında tahkimli tesis, iki cephe, iki yan ve kale yönüne açık bîr girişten meydana gelir.
— Astron. Ay çevrimi. Bk. çevrim. || Ayın evreleri, Ayın görünen kısmında bize göre meydana gelen değişik görünüşlerin her bi­ri. Bk. ansİkl. || Ay kenarı. Bk. kenar. || Ay küçülmesi, Ayın aydınlanmış kısmının kü­çüldüğü devir.|| Ay takvimi, sadece Ayın du­rumlarına göre düzenlenmiş takvim. (Bu tak­vime göre bir yılda on iki ay veya kavuşum ayı bulunur; her ay da sırayle 30 ve 29 gün çeker; on iki ayın toplamı 364 gün eder.

Ay yılının, güneş yılından 11,25 gün kadar fark­lı olması, ay takviminde mevsimlere ayrılan ayların güneş yılında mevsimlere ayrılan aylardan değişik olmasına yol açar. Müslü­manların takvimi de bu ay takvimine daya­nılarak hazırlanmıştır.) || Ay tutulması. Bk. tutulma. || Ay yılı, Ayın Yer çevresinde on iki kere dolandığı süre. Esk. Kamerî yıl. || Dolunay, Yerin Güneş ile Ay arasında bu­lunduğu sıradaki ay evresi; bu evrede Ayın bütün yüzeyi aydınlanmış olarak görülür. || Yarımay, Ayın doğduğu günden itibaren bir hafta içinde yarım daire biçimini aldığı ev­re. || Yeniay, Ayın Güneş ile Yer arasında bulunduğu ve hilâl şeklinde gözüktüğü evre; bu evrede Ayın karanlık yüzü Yere bakar

— Falcılık. Ay falı, Ayın durumuna bakarak, doğum, kaza veya bir hastalıkla ilgili keha­nette bulunmak. (Ayın 1. günü ile 15. günü arasındaki süre uğurlu, küçülme zamanı olan son 15 günü İse uğursuzdur. Özellikle Ayın 1, 8, 10, 11 ve 12. günleri uzun bir ömre işaret eder.)
— Folk. Bk. ansİkl.

— Mim. Minare külahları ve cami kubbelerindeki alemlerin uç kısımları. (Nazara kar­şı kullanılan boynuz veya diş biçimindeki şekillerden ayın hilâl şekline doğru bir oluş­ma gösterdiği söylenir.)
— Mutf. Ay çöreği (veya kurabiyesi), içine tarçınlı ceviz konulan hilâl biçimli şekerli çörek.
— Süs. Güneşle karışmaması için, oymacı­lıkta ve diğer sanat türlerinde daima hilâl şekli kullanılan motif.

— ansİkl. Astron. Ay, Yer etrafında, alan­lar kanununa (Bk. kepler) uyan bir hareketle, dışmerkezliği fazlaca bir yörünge çizer. Fa­kat Güneşe yakınlığı ve büyük gezegenle­rin (Venüs’ün yakınlığı, Jüpiter’in kütlesi yüzünden) meydana getirdiği tedirginlikler se­bebiyle Ayın hareketinde birçok düzensiz­likler olur.

Bazıları çok önemlidir: 1917′de amerikan astronomu E. Brown’nun kurduğu denklemlerde 1 475 tedirginlik terimi vardı. Bu denklemlerdeki sabitlerden bazılarının değerleri bulunmuştur ve bugün Ayın kar­maşık hareketinin iyice bilindiği farz edile­bilir. Ayın karmaşık hareketi ile gerçekten gözlenen hareketi arasındaki farklar, Yerin dönüşündeki bozuklukları ortaya koymuştur. Günde 13 dereceye varan ve gezegenlerinkinden ve Güneşinkinden çok daha belirli olan Ayın Öz hareketi. Yerin dönüşündeki küçük değişikliklerden çok etkilenir.

Ay, yörünge düzlemine göre 83° 30′ eğik bir eksen üzerinde kendi etrafında döner. Dönüş süresi Ayın Yer etrafında dolanma süresine tamamen eşittir. Yerin Ay üze­rinde sebep olduğu gelgit olayının etkileri bu iki sürenin eşitliğini sağlar; Güneşe Dün­yadan daha yakın olan Merkür ve Venüsün Güneşe nispetle hareketlerinde de aynı olay görülür.
Yerden Ayın daima aynı yüzü görülür. Bu­nunla beraber salınım denen çeşitli olaylar sonucu, Ay yüzeyinin hemen hemen 59/100′ü gözlenebilmiştir.

Ayın Yerden görülemeyen geri kısmı ise ancak «Lunik III» adındaki yapma uydu yardımıyle rus astronomlarının yaptığı gözlemler sayesinde tanınmıştır. Çe­şitli salınımlar şunlardır:
a) Yörünge düzlemine nazaran Ayın dönme ekseninin 6°30′ eğik olması her yıldız ayında, kutuplar etrafında aynı genişlikte küçük bir bölgenin görülmesini ve kaybolmasını sağ­lar; bu enlem salımmıdır.

b) Ayın dönme hızı (sabit) ve Yer etrafın­daki dolanım hızı (alanlar kanunu) arasın­daki fark, boylamca genliği yaklaşık olarak 8°’yi bulan Ayın yan kenarına ait bir böl­genin görülmesini ve kaybolmasını sağlar; bu da boylam salımmıdır.

c) Bunlara bir de, Yerden Ayı gözlemle­yenin merkezler doğrusunun (Yer merkezini Ay merkezine birleştiren doğru) her iki ta­rafına geçmesinden ileri gelen günlük salınımın etkisini de eklemek gerekir; bu da yaklaşık olarak 1°’lik küçük bir Ay yüze­yinin görülmesini sağlar.

Kuvvetli optik âletlerle yapılan gözlem, Ay yüzeyinin oldukça arızalı ve tamamıyle ku­ru bir yapıda olduğunu gösterir. Burada küt­le halinde dağlardan başka «sirk» adı veri­len çok sayıda yuvarlak oluşumlar görülür. Bazen bu oluşumlara «krater» de denir, fa­kat krater deyimi bunların volkanik bir men­şei olduğunu akla getirebilir, oysa bu konu­da henüz kesin bir bilgi yoktur.

Ay yüzeyi­nin bütünü gri renkli, genellikle az engebeli büyük alanlarla kesilmiştir; gözle görülebilen bu alanların bazıları insan yüzünü andırır. Ay yüzeyinde su bulunduğunu düşündüre­cek hiç bir iz olmamasına rağmen bu leke­lere «deniz» denir. Gerçekte bu alanlar, bir kısmı çok düzgün, bir kısmı da kırışıklıklar ve yarıklarla kesilmiş sirklerin veya tek tek tepeciklerin bulunduğu geniş düzlükler­dir.

Bazı dağların yükseltisi 5 000, hattâ 8 000 m’ye varır. Sirklerin çapları ise 1 ilâ 200 km ve hattâ bazen daha büyüktür. Sirkler tek başlarına, ikisi bir arada veya iç içe ola­bilirler, içi düz olanların yanında huni gibi oyulmuş olanları da vardır. Birçoğunun mer­kezinden bir çıkıntı yükselir. Bütün bu engebeli yüzey, yer yer, uzunluğu bir kilo­metreyi aşabilen büyük yarıklarla kesilmiş­tir. Ayın birbirini izleyen evreleri sıra­sında Güneşin Aya vuran eğik ışınları Ay üzerindeki çeşitli yüzey şekillerinin gölgele­rini Ayın üzerine yansıtır; kolayca hesaplanabilen bu gölgelerin Ölçülmesiyle engebelerin yükseklikleri kesinlikle bulunabilir.

Ay yüzeyindeki engebelerin oluşumunu açıklar­ken gözönünde tutulacak tek husus volkanik özellikteki püskürtüler veya iç kaynaklı sar­sıntılar değildir. Bugün, Ay yüzeyindeki bir­çok sirkin Ay yüzeyine düşen göktaşlarının çarptığı yerler olduğu kesinlikle kabul edil­miştir. Aşınmaya sebep olacak etkenler ol­madığı için (rüzgâr ve yüzeyde akan su selleri) bu çarpma noktaları hiç değişme­den kalabilmiştir. Yapılan hesaplara göre, Ay yüzeyinin zamanımızdaki görünüşünü açık­lamak için, her 10 000 yılda Ay’a bir gök­taşı çarpmış olması yeterlidir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, Ay yü­zeyinde herhangi bir gaz atmosferinin varlığını gösteren ne bir su buharına, ne orga­nik hayat olduğuna dair bir ipucuna, ne de bir dağ oluşu faaliyetine rastlanabildi.

Ancak 1959′da rus astronomu Kosyrev, spektroskop (tayfölçer) ile, hemen Ay atmosfer boşluğu­na dağılıveren çok hafif bir fümerol sızın­tısı gözleyebildi. Bu gözlemden sonra Ayın hiç olmazsa iç fizik yapı bakımından tama­men «ölü» bir gökcismi olmadığı anlaşıldı ve bu kanaat, Apollo 11′in Aydan getirdiği taşların incelenmesinden sonra daha da kuvvetlendi. «Lunik III» yapma uydusuyle çe­kilen ve Ayın arka yüzünü gösteren fo­toğraflar, kuvvetli âletlerle donatılmış yer­yüzü rasathanelerinden çekilen fotoğraflar kadar net değildir; Ayın arka yüzü hak­kında bize kesin ve açık bilgiler vermekten çok uzaktır. Ancak Ayın bize dönük yüzü ile Yerden görülmeyen yüzü arasında esaslı bir fark bulunmadığı söylenebilir. Ayrıca, Ay enerji ışınımının hemen hepsini. Yerden değil, Güneşten alır.

Yerin ekvator şişkinliği üstüne Ayın yap­tığı çekim, ılım noktalarının devinme ola­yında, yerin dönme ekseninin üğrüm’ünde ve gelgit olaylarında önemli bir rol oynar. Yine bazı hesaplarda, Ay, Yere Güneşten çok daha yakın olduğu için, Ay’ın Yerkü­reye etkisi Güneşin etkisinden kesinlikle daha fazladır: denklemlerde, uzaklıklar, de­ğerlerinin küpüyle ters orantılı, kütleler ise değerlerinin karesiyle orantılı olarak alınır. Tutulma düzleminden hiç bir zaman fazla uzaklaşmayan Ayın dolunay halindeyken bulunduğu yere, Güneş ancak 6 ay sonra gelir.

Ayın çizgisi üzerinde bulunduğu sü­re, ulaşabildiği maksimum yükseklik ve bu­nun sonucu olarak Yeryüzünde meydana getirdiği aydınlığın süresi ve şiddeti bakı­mından kışın dolunay evresinde bulunan Ay ile yazın Güneş, Yerden benzer şart­lar altında görülürler.

Bütün gezegen veya uydular gibi, Ayın da kendi ışığı yoktur: ancak Güneş aydınlattı­ğı için parlar. Ayın Yer çevresindeki dola­nımı sırasında, Yere ve Güneşe göre aldığı çeşitli durumlar sonucu, biz genellikle, Ay küresinin ancak Güneş tarafından aydınlatı­lan yansının bir parçasını görürüz. Böylece Ayın Güneşten aldığı ışığın durumuna gö­re, yandaki resimde görüldüğü gibi Ayın evreleri meydana gelir. Bu resimde Ayın her durumu için, Güneş tarafından aydınla­tılmış ışıklı kısmı ve Yeryüzünde bulunan bir gözlemciye göre görünümü gösterilmiştir. Ancak şunu da belirtmek gerekir: yıldız ayı, ılım noktasının sabit bir konumuna göre, dönencel ay İse, ılım noktasının hareketli ol­duğu bir konumuna göre hesaplanır; dönen­cel ay hesabında, ılım noktasının hareketi, hiç bir üğrüm hareketi hesaba katılmadan sadece devinme olayına İndirgenerek bulu­nur. Kavuşum ayı ise, Güneşe göre hesap­lanır.

Güneş ve Ayın tutulma boylamları ve yer-merkezli boylamları eşit veya 180° farkı ol­duğu zaman, yani bu İki gökcismi kavuşum veya karşı konum halinde (yeniay veya do­lunay) bulunduğu zaman birleşme vardır de­nir.

Eğer boylamlar arasında 90°’lik bir faik var­sa, Güneş ve Ay «dörtlük» (ilk dördün veya son dördün) durumundadır. Son kavuşum­dan sonra gelen ilk gök günü 1 kabul edile­rek, yeni kavuşuma kadar geçen günlerin sayısına «Ayın yaşı» denilir. Ay ve Güneş tutulması olayları ancak, Ay tutulma düzlemini kestiği anda Güneş de bu kesişme noktasına (ay yörüngesi düğümü) çok yakın olursa gerçekleşebilir.

İlgili veya benzer nitelikli ansiklopedik bilgi içeren diğer sayfalar:

  1. ALTO STRATUS ALTO STRATUS i. Meteorol. Orta yüksek­likte (2 000-6 000 m....
  2. AY-GÜN AY-GÜN sıf. Hem ay, hem güneş ile ilgili olan: Ay-gün...
  3. ÂL ÂL i. (ar. âl). Serap; yerin bir su birikintisi manzarası...
  4. ÂBÂN ÂBÂN i. (fars. k.) Esk. iran takviminde gü­neş yılının sekizinci...
  5. Almagest Almagest (ar. al ve yun. megistos, çok büyük’ten; Araplar bu...
  6. ANAKSİMANDROS ANAKSİMANDROS, yunan filozofu, lyonya okulundan (Miletos M.Ö. 610′a doğr.-M.Ö. 574′e...
  7. ANAKSİMENES Miletos’lu ANAKSİMENES Miletos’lu, iyonyalı filo­zof, Anaksimandros’un öğrencisi (M.Ö. 550-480′e doğr.). Miletos...
  8. PÜSKÜRTÜ PÜSKÜRTÜ i. (püskürmek’ien püskür-tü). Jeol. Yeni. Yanardağın püskürmesiyle dışarı çıkan...
  9. ASÇEKİM ASÇEKİM blş. i. Fiz. Yerin çekim alanın­dan daha aşağı bir...
  10. Tasvirî astronomi veya kozmografya Tasvirî astronomi veya kozmografya Konusu, gözlenen gökcisimlerinin ve kaydedi­len gök...
  11. SAMANYOLU SAMANYOLU blş. i. Astron. Çevre sınırları ve uzantısı boyunca düzensiz,...
  12. ASYÖRÜNGE ASYÖRÜNGE blş. i. Asyörünge hızı, bir uzay aracının, yer etrafında...

Cevap veya yorum yazabilirsiniz.