SAKAT
SAKAT hakkında diğer dizin sayfaları >>SAKAT
Özet:SAKAT sıf. (ar. sakat). Vücudunda hasta veya eksik bir yanı olan (canlı): Ben gördüğünüz gibi, bir sakat askerim. Bu köye çekilmiş oturuyorum ve size askerlerinizin, köylülere ettikleri ezadan şikâyete geliyorum (Y. K. Karaosmanoğlu).
Etiketler:Anayasa, Anayasa mahkemesi, asker, Askeri mahkeme, bağlı olmayan, Bel sinir ağı, Devlet, ek sözleşme, eksik bir yanı olan, Hasta, iş kazası, Özel mahkeme, SAKAT, sinir sistemi, sözleşme şartları, su taşıyan, yanlış hüküm, yaramaz
SAKAT hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: SAKAT hakkında >>
Kategori Bilgi | Yorumlar kapalı
Sakarya Meydan muharebesi
Sakarya Meydan muharebesi hakkında diğer dizin sayfaları >>Sakarya Meydan muharebesi
Özet:Sakarya Meydan muharebesi, Kurtuluş savaşı sırasında Türklerle Yunanlılar arasında yapılan meydan muharebesi (23 ağustos – 13 eylül 1921).
Etiketler:Açık sarı, Afyon, alana dikey, alay etmek, Alay karargâhı, alınan tedbir, Ankara, Askeri mahkeme, askerî mahkemeler, askerlik alanı, Atatürk, Atatürk köprüsü, av malzemesi, bakanlıklar, Bursa, Bursa kuşatması, Büyük Millet meclisi, cephe kumandanlığı, cephe kumandanlığı, Demiryolu, demiryolu malzemesi, eklem, eksik bir yanı olan, Emniyet, Eskişehir, Garp cephesi, harekât üssü, içinde bulunulan, Irmağın ucu, isim yapma, İzmir, kara Samsun, Kars, Kastamonu, Konya, Kurtuluş savaşı, Kütahya, Kütahya bölgeleri, mahkeme, makineli araçlar, meydan muharebesi, Millî Savunma, Ordu, SAĞLIK, sağlık hizmetleri, sahipsiz arazi, Sakarya, Sakarya ırmağı, Sakarya Meydan muharebesi, samî dili, Samsun, savunma araçları, Se Done ırmağı, sıcak hava, silâh, siper tüfeği, Süvari, süvari kuvvetleri, tedavi etmek, tümen kumandanlığı, türk ordusu, türk subayı, Türk uçakları, Türkiye, Türkiye Büyük Millet meclisi, Van, yapılan menziller, yeme ihtiyacı, yok eden, Yunan birlikleri, yunan dili, Yunanlı
Sakarya Meydan muharebesi hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: Sakarya Meydan muharebesi hakkında >>
Kategori Bilgi | Yorumlar kapalı
SAHİH
SAHİH hakkında diğer dizin sayfaları >>SAHİH
Özet:SAHİH sıf. (ar. şıhhat’ten sahih). Esk. Gerçek, hakikî, doğru: Peyker birden, sesine bütün ifadesinin samimiyetini koyarak cevap verdi: — O kadar sahih ki, işte şimdi [...] Feridun’u görmek ihtiyacını hissediyorum (H. Z. Uşaklıgil). — Gel bak, doğru bak amma… — Sahih be!. Kolları, göğüsleri açık.. (Ahmed Rasim). || Sağlam, sıhhatli, esen.
Etiketler:Ahmed Rasim, Arapça, Dilekçe, eksik bir yanı olan, fiil kökü, Fikir, Gerçek, PEYKER, SAHİH, Üsküdar
SAHİH hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: SAHİH hakkında >>
Kategori Bilgi | Yorumlar kapalı
SAĞIR-DİLSİZ
SAĞIR-DİLSİZ hakkında diğer dizin sayfaları >>SAĞIR-DİLSİZ
Özet:SAĞIR-DİLSİZ blş. sıf. ve i. Hem sağır hem dilsiz olan (kimse), [özellikle doğuştan veya konuşmağa başlamadan önce sağır olan.]
Etiketler:Almanya, bebek, Bel sinir ağı, bozuk mal, çocuklar, Coğrafya, doğuştan, eksik bir yanı olan, enfeksiyon, eskiçağ, Halk Eğitimi, hastalık, Hollanda, iç organları, ilâçlar, iltihap, İşitme yolu, KABAK, kızamık, konuşmama, mikrop, öğretmen, öğretmen okulu, organlar, parmak izleri, RHESUS, Rhesus faktörü, sağ tarafı, SAĞIR-DİLSİZ, SAĞIRLIK, teknik öğretim
SAĞIR-DİLSİZ hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: SAĞIR-DİLSİZ hakkında >>
Kategori Bilgi | Yorumlar kapalı
RUBİNSTEİN (Helena)
RUBİNSTEİN (Helena) hakkında diğer dizin sayfaları >>RUBİNSTEİN (Helena)
Özet:RUBİNSTEİN (Helena), amerikan uyruklu polonyalı estetik uzmanı kadın (Krakow 1870 – New York 1965).
Etiketler:Afrika, Avrupa, Avustralya, deri hastalıkları, eksik bir yanı olan, elmas, estetik, Güzel kadın, güzellik, Kadın köle, koleksiyon, laboratuvar, Londra, meksika, Mobilya, Modigliani, New York, Paris, Picasso, RENOİR, RUBİNSTEİN, tablo uzmanı
RUBİNSTEİN (Helena) hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: RUBİNSTEİN (Helena) hakkında >>
Kategori Bilgi | Yorumlar kapalı
Rönesans Klasik Rönesans (1500-1540)
Rönesans Klasik Rönesans (1500-1540) hakkında diğer dizin sayfaları >>Rönesans Klasik Rönesans (1500-1540)
Özet:Rönesans Klasik Rönesans (1500-1540)
Etiketler:Afrika, Alman imparatorluğu, alman şairi, arap şairi, Çay özü, Charles I, Danimarka, edebiyat, Eflatun, eksik bir yanı olan, flaman dili, Floransa Rönesansı, Fransız düşünürü, Fransız Filolojisi, Galler, germen prensleri, gözde ressam, gramer, hava akımları, Hayal kırıklığı, hümanist, ibranice, İran şairi, İspanyol hükümdarları, İspanyol imparatorluğu, ispanyol rönesansı, italyan, italyan şairi, izin almak, Klasik Rönesans, Krallık, krallık ailesi, Kristof Kolomb, Kuzey Afrika, Kuzey iran, Kuzey Peru, macar istilâsı, meksika, Michelangelo, Milano, millî edebiyatı, müzik bilginleri, müzik bölümü, müzik dili, Ortaçağ, ortaçağ sanatı, ortak dil, Paris, Portekiz, portekizli mimar, portekizli mimar ailesi, portekizli ressam, QUATTROCENTO, RAFFAELLO, reformcu, reformcu filozof, Ren kıyısı, rica eden, Roma devri, rönesans sanatı, Rotterdam, Rum Ali Ağa, soğuk hava, Taş devri, taze ot, Ticaret merkezi, yakın dostu, Yunan klasik devri, yunan şairi, Yüzü kara
Rönesans Klasik Rönesans (1500-1540) hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: Rönesans Klasik Rönesans (1500-1540) hakkında >>
Kategori Bilgi | Yorumlar kapalı
ROOSEVELT (Franklin Delano)
ROOSEVELT (Franklin Delano) hakkında diğer dizin sayfaları >>ROOSEVELT (Franklin Delano)
Özet:ROOSEVELT (Franklin Delano), amerikalı devlet adamı (Hyde Park 1882-Warm Springs 1945). Başkan Theodore Roosevelt’in kuzeni; onun yeğeni Anna Eleanor Roosevelt ile evlendi (1905).
Etiketler:akla aykırı, asgari ücret, Atlantik, atom bombası, avukat, Aydın, Bankalar grubu, Birleşmiş Milletler, Britanya, Büyük Britanya adaları, Chicago, çocuk maması, çocuk oyunu, cumhurbaşkanı, demokrasi, denizci, devlet adamı, Demokrat, dinî görüş, Doğu eyaleti valisi, eksik bir yanı olan, Federal cumhurbaşkanı, Filipinler, Franklin, güvenlik, halk oyunu, Harvard, ingiltere, İşsiz kalmak, Japonya, Kars, kas gücü, Kredi açan, Küba, Küba buhranı, liberal, Maliye bakanlığı, maliye işleri, Milletlerarası, New York, Nikaragua, Ordu, Panama, pön savaşı, PORT ARTHUR, QUEBEC, ROOSEVELT, San Francisco, Satın alma, serbest bırakma, Serbest bırakmak, silâh gücü, sinir yolları, siyaset adamları, Tahran, taş örgü, teşkilât, Washington, Yeni Çağ kabinesi, Yorgunluk, Yüksek mahkeme
ROOSEVELT (Franklin Delano) hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: ROOSEVELT (Franklin Delano) hakkında >>
Kategori Bilgi | Yorumlar kapalı
REJİM
REJİM hakkında diğer dizin sayfaları >>REJİM
Özet:REJİM i. (lat. regimen, yönetmek eylemi’nden fr. reğime). Yönetme, düzenleme tarzı, düzen.
Etiketler:akarsu, Alpler, Amerika Anayasası, Anayasa, aşınma, başkanlık görevleri, beslenme imkânı, böbrek, bolluk, bozuk mal, buharlaşma, çocuk olma hali, çocuklar, Çoğalma, Devletin kurulması, dil bozukluğu, diyabet, diyet, doku bozukluğu, dönme hızı, Dordogne, Doubs, eksik bir yanı olan, fizyoloji, fransız fransa, Fransız Pireneler, Gebe kadınlar, Gümrük idaresi, Güney Amerika, hafif yiyecek, hastalık, hava akımları, Hava kuvvetleri, her akşam, hukuk, Hukuk doktoru, hükümet, idare hukuku, iklim şartları, ince kum, insanda görülen hastalıklar, insanların beslenmesi, ırmak, Jüralar, Kabarmalar, kanada, karaciğer, karaciğer hastalığı, Karmaşık eylemler, kaynağın suyu, Kızılnehir, Kolesterol, Kura havzası, Loire, Maden dağları, maden suyu, Massif Central, Meuse, okyanus iklimi, patoloji, personel, Pirene, Pireneler, POTAMOLOJİ, Potasyum, protein, PROTiT, REJİ, REJİM, RİZE, RİZE dağları, ruh hastalıkları, sağlık hizmetleri, Senegal, Serbest dönme, sıcak bölgeler, sıcak su kaynağı, sindirim, sindirim hastalıkları, Sinop ili, Tanzimat, tedavi etmek, Tropikal, türk yemekleri, Türkiye, tuzlar, umumi haller, üstünlük ifade eder, var olmama, vitamin, Vosges, Yağmur, yeme ihtiyacı, Yetişkin, yiyecek, yolu izleyen, Yüksek mahkeme, Yürütme gücü, Zayıflamak
REJİM hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: REJİM hakkında >>
RAHMET
RAHMET hakkında diğer dizin sayfaları >>RAHMET
Özet:RAHMET i. (ar. rahmet). Merhamet etme, acıma. | Halk dili. Yağmur: Yüzüne birkaç damla su değdi, önce rahmet düşüyor sandı (N. Araz). Bulut asumana ağar // Yerlere rahmet yağar (Kuloğlu). || Esk. Hz. Muhammed. || Kur’anı Kerim.
— ÇEŞ. DEY. Rahmet okumak, Tanrı’nın merhamet ve lûtfu için dua etmek. Bir şeyin kaybı için üzülmek, // Rahmet okumamak, iyiliği için çalışmamak. || Rahmet okutmak, kötü bir kimseden daha da kötü çıkmak: Gelen müdür eskisine rahmet okuttu. || Rahmet olsun canına. Halk dili. «Allah rahmet eylesin» anlamında kullanılır. | Rahmeti rahmana kavuşmak, ölmek. || Allah (Mevlâ) rahmet eylesin (eyleye), «Tanrı merhametini onun üzerinden eksik etmesin» anlamında ölen bir kimsenin ardından söylenir: Mahmut beye Allah rahmet eyleye. Ama bir haber daha var (S. Kocagöz). || Allah’ın (Hakk’ın) rahmetine kavuşmak (ulaşmak veya ermek), ölmek: Devrinin en büyük evliyası olarak Hak rahmetine erdiği zaman, kendisini rüyada görenler ona soracaklardı (N. Araz).
— Esk. Rahmet-i Huda, Tanrı’nın merhameti. || Rahmet-ul-lahi aleyh, Tanrı’nın rahmeti onunla olsun.
— Din. Tanrı’nın insanlara olağanüstü yardımı. Darda kalanları, yıkıma uğrayanları kurtarması.
— ANSiKL. Din. İslâm inançlarına göre «gufran» da denen rahmet, Tanrı’nın sevdiği kullarına karşı yüce bir yardımı anlamına gelir. Tanrı, dara düşen, yıkıma uğrayan, kendisine sığman müminlere yardım eder. İşledikleri suçlardan dolayı pişmanlık duyanları, tövbe edenleri bağışlar. Rahmet, insanların, iradesi dışındadır, yalnız Tanrı isteğine bağlıdır. Tanrı, ancak dilediğine rahmet gönderir. İnsan, her istedikçe, Tanrı’nın rahmeti yetişmez.
Etiketler:Acıma, Af çıkmak, Âlemler, Allah, Başkaları, çok kederli, damla, derli toplu, Düşmanlar, eksik bir yanı olan, Ermişler, giyecek, günah, halk toplulukları, Hata eden, Hıristiyanlik, Hz. İsa, Hz. Muhammed, İslâm dini, kederli, manevî önder, merhamet, merhamet, öğüt verme, RAHAT, Rahat yaşayan, RAHMAN, RAHMET, tanrı, Yağmur, yiyecek
RAHMET hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: RAHMET hakkında >>
Kategori Bilgi | Yorumlar kapalı
RADYO
RADYO hakkında diğer dizin sayfaları >>RADYO
Özet:RADYO i. (fr. radio). Radyo yayınlarını alıcı cihaz. (Bk. alici.) || Düzenli bir şekilde radyo yayınları yapan radyoelektrik istasyonu.
— Radyotek. Otomobil radyosu, otomobilde kullanılmak üzere yapılmış radyo alıcısı. Bk. ANSİKL.
Etiketler:Afrika, Ankara, Ankara Gazi Eğitim, Antalya, antlaşma, Asya, Bakır, deniz taşıtı, denizci, devlet hizmetleri, dinleyici, Dünya gazetesi, edebiyat, eğitim, eğlence, eksik bir yanı olan, Elektrik, Erzurum, gazete, Gaziantep, Güney Amerika, hafif müzik, Havacılık, imzalanan antlaşma, Kars, kol saatleri, kondansatör, konferans, Kopenhag, Kuzey Amerika, makale, musiki, müzik, Okyanus, Orkestra, otomobil, radyo, radyo istasyonu, radyo oyunları, radyo verici istasyonu, RADYOELEKTRİK, Radyotek, reklam, röportaj muhabiri, Telefon, telgraf, teori, tiyatro, Trabzon, türk halk müziği, var olmama, verici telsiz, Yosun
RADYO hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: RADYO hakkında >>
Kategori Bilgi, Kültür Sanat | Yorumlar kapalı
PÜSKÜRTME
PÜSKÜRTME hakkında diğer dizin sayfaları >>PÜSKÜRTME
Özet:PÜSKÜRTME i. (püskürtmek’ten püskürtme). Püskürtmek işi.
— Elektr. Katodik püskürtme, seyreltilmiş bir gazdan elektrik akımı geçirmeğe dayanan maden kaplama metodu. Eşanl. İYONOPLASTİ. Bk. ansikl.
— Metalürji. Püskürtme döküm, ergimiş madenî kalıp içine püskürterek yapılan döküm. || Tabanca ile püskürtme, bir parça yüzeyinin, tabancayle ergimiş maden veya alaşım (çinko, alüminyum v.b.) püskürtülerek korunması tekniği.
— Oto. Bir motorun yanma odasına, yanmağa elverişli bir karışım meydana getirebilmek için belli oranda hava ile karıştırılmış yakıtın basınç altında gönderilmesi. (Eşanl. enjeksiyon.)
[Bk. ANSİKL] || Direk püskürtme, yakıtı doğrudan doğruya motorun yanma odasına püskürtme. (iç püskürtme de denir.) [Bk. ANSiKL] || Endirek püskürtme, yakıtın, motorun emme borularına püskürtülmesi. (Diş püskürtme de denir.) Bk. ANSiKL.
— Zır. Püskürtme makinesi, bitkiler üzerine böcek ve mantar öldürücü toz püskürtmeğe yarayan makine. || İlâç püskürtme, hastalıklara karşı veya zararlı böcekleri yok etmek için bitkilere toz ilâç saçma işlemi (msl. kükürt).
— Ansikl. Elektr. Fransa’da Houllevigue tarafından incelenen katodik püskürtme, kuru yoldan yapılan bir çeşit galvanoplasti-dir. içindeki gaz basıncı yüzde birkaç milimetre civa basıncına kadar düşürülmüş bir cam tüpün iki elektrodu vardır, indükleme bobini yardımıyle, bu iki elektrot arasında yüksek bir gerilim meydana getirilir. Tüpün içinde, katot ışınları halinde elektrik akımı meydana geldiği anda, tüpün katot karşısına düşen iç çeperinin yavaş yavaş bir maden tabakasıyle kaplandığı görülür. Püskürtülen bu katot ışınlarının önüne bir cisim yerleştirilirse, bunun üzerinde oldukça ince ve düz bir maden tabakası birikir. Bu usuller, girişimölçerlerde kullanılan yarı sırlı cam levhalar, fotoseller için tabakalar, çok yüksek değerli dirençler, koloidal maden eriyikleri hazırlanır.
— Oto. Emme zamanında silindire gelecek yakıt karışımını hazırlamakla görevli olan karbüratör, sayısız gelişimler geçirdiği halde birçok yönden hâlâ eksiklikleri vardır. Buharlaşma ile çalıştığı için, motor rejim sıcaklığına ulaşmadıkça verimi düşük olmaktadır. Emme borusunun soğuk havalarda ısıtılmasına rağmen, karışım genellikle homogen değildir. Çalışması, pistonun inişiyle silindir içinde meydana gelen basınç düşmesinin değerine bağlıdır. Bu basınç düşmesi motorun dönme hızına göre değiştiğinden, hiç bir düzenek, rejim ne olursa olsun hava ve yakıt oranı tam bir karışım sağlamağa yeterli değildir. Buharlaşma ile karbürasyon yerine, ya motorun yanma odasına, ya da emme supabı yakınında emme borusuna yakıt püskürtme yoluna gidilir. Böylece benzin taneciklerinin hava içinde asıltı halinde bulunduğu bir aerosol elde edilir; yoğunlaşma elektrik olaylarıyle önlendiği için bu karışım uzun süre kararlı kalır. Soğuk karbürasyon yerine sıcak karbürasyon uygulanırsa yakıt karışımı daha yoğun olur; bu da hem özgül gücün arttırılmasını, hem de, vuruntu tehlikesi yaratmadan sıkıştırma oranının yükseltilmesini sağlar.
Silindirler de daha iyi dolar; çünkü karbüratör memesi ortadan kalkmıştır. Püskürtülen yakıt miktarı yakıt pompasının ayarına bağlıdır; yakıt karışımı rejim ne olursa olsun sabittir.
• Direk püskürtme, dizel motorlarında uygulanan sistemden farklıdır. Püskürtme, sıkıştırma zamanında meydana gelir; pompanın basıncı daha düşüktür (50 bar seviyesinde); fakat belli bir sürede verilen benzin miktarı çok daha azdır; bundan dolayı, pompa ve enjektör parçalarının yapımında aranan hassasiyet maliyet fiyatının artmasına yol açar. üstelik, pompa ve enjektör bir kurutucu etkisi yapan yakıtla süpürüldüğü için bu organların yağlanması da önemli bir meseledir.
* Endirek püskürtme için direk püskürtmeden daha basit bir sistem yeterlidir; ayrıca, direk püskürtmenin avantajlarından başka, yanma odasına girmeden önce gazların çalkalanması gibi bir üstünlük taşır, bu da yakıt karışımının homogenliğini arttırır. Karışımın oranı, motorun rejimine ve yüküne bağlıdır. Kalkış sırasında yakıt karışımını zenginleştirmek ve bazen yükseltiye göre oranı ayarlamak iyi sonuç verir. Yakıt beslenecek silindirlerin sayısı kadar enjektörle ve yalnız birkaç barlık bir basınçla basılır. Bu enjektörlerden her biri bir emme supabının yanına yerleştirilir; gaz karışımı, emme sırasmda, homogenliğini arttıran bir ön karışmaya uğrar.
Etiketler:ağız parçaları, Alüminyum, alüminyum tabakası, asit, asit püskürtme, ayar makinesi, Basınç, benzin, bitki, bitkiler, böcek, buharlaşma, buharlaşma yolu, çinko, Direk püskürtme, eksik bir yanı olan, eksiklik, Elektrik, emme borusu, Endirek püskürtme, fotosel, gaz tabakası, hastalık, Hava, hava pompası, hava tabakası, Kaplan, katot ışınları, Kükürt, kuru soğuk, makine, Malî avantaj, maliyet, mantar, Metalürji, metre, motorun pistonu, piston sabit, POMPA, pompa yardımı, PÜSKÜRTME, Saç kaplama, silindir, soğuk olmak, tabanca, yağ püskürtme tekniği, Yağlanma
PÜSKÜRTME hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: PÜSKÜRTME hakkında >>
PUSULA veya PUSLA
PUSULA veya PUSLA hakkında diğer dizin sayfaları >>PUSULA veya PUSLA
Özet:PUSULA veya PUSLA i. (ital. bussola, küçük kutu’dan). Magnetik. Mıknatıslanmayan bir maddeden yapılmış, ortasında, uçları daima Yer’in magnetik kutuplarına yönelerek kuzey doğrultusunu gösteren mıknatıslanmış bir ibre bulunan kutu; ibre, bir eksen üzerinde serbestçe döner veya hükümsüz bir ipliğin ucuna asılmıştır: Pusula, uzun deniz seferlerinin yapılabilmesine imkân verdi.
(Bk. ANSİKL.) || Eğitim pusulası, yatay bir eksen üzerine yerleştirilen ve magnetik eğilimi, yani bulunulan bölgedeki Yer magnetik alanının doğrultusuyle ufuk arasındaki açıyı ölçmeğe yarayan mıknatıslanmış ibre. || Magnetik değişim pusulası, bütün bir gün boyunca mıknatıslı ibrenin küçük oynamalarını gösteren âlet. (İbrenin oynamaları, magnetik çalkalanma günlerinde çok daha büyük olabilir.) || Sapma pusulası, herhangi bir yerdeki sapmayı, yani magnetik meridyenin coğrafî meridyenle yaptığı değişken açıyı ölçen klasik pusula.
— DEY. Pusulayı şaşırmak, güç bir durum karşısında ne yapacağını bilememek: —Peygamberimiz kimdir? deyince, onlar da pusulayı şaşırdılar (Ş. S. Aydemir).
— Denize, ve Havc. Bütün doğrultuları magnetik kuzey doğrultusuna göre değerlendirmeğe yarayan âlet. (Magnetik kuzey ile gerçek kuzey veya coğrafî kuzey arasında, sapma açısı denilen bir açı bulunur; harita üzerinde işaretlenen bu açı yardımıyle pilot veya kaptan, uçağının veya gemisinin gidiş yönünü tayin edebilir.)
[Bk. ANSİKL.] || Pusula dolabı veya sehpası, içine pusula, mıknatıs çubuklar ve pusulayı aydınlatan lambaların konulduğu silindir biçiminde dolap, (üzerinde pusulayı su, toz v.b.den korumağa yarayan meşin bir kılıf vardır.) || Pusula feneri, eski pusulalarda, pusula dolabının içindeki fener. || Pusula kartı, pusula kadranına yapıştırılan, yüzeyi otuz iki bölüme ayrılmış yuvarlak kart. (Pusula gülü de denir.) || Açıklık pusulası, magnetik güney açısını (açıklık) belirlemek için Güneş’in veya herhangi bir gökcisminin yerini tayin eden pusula.
(KERTERİZ PUSULASI da denir.) || Cayro pusula veya cayroskopik pusula. Bk. CAYROPUSULA. || Elektronik pusula, magnetik pusula ile otomatik pilot arasında röle görevi yapan elektronik donatım. || El pusulası, deniz gezintilerinde, amatör denizcilerin kerteriz yapmak için kullandığı kenarına bir sap takılmış pusula. || Sivili pusula, pusula kartının salınımlarını önlemek için, kabında su ve alkol karışımı bulunan pusula. Bk. ANSİKL.
— İda. Esk. Pusula odası, Şeyhülislâm dairesine bağlı Fetvahanedeki üç kalemden biri. (Burada fetva, isteyenlerin istekleri yazılırdı; müracaat edenler, bu yazıyle modaya giderek fetvayı yazılı veya ağızdan dinlerlerdi.)
— Ansikl. Magnetik. Pusula, Yer magnetik alanının doğrultusunu gösterecek şekilde yerleştirilmiş mıknatıslı bir ibreden başka bir şey değildir. Hareketli bir mıknatısla yapılmış elektromagnetik ölçü âletleri de bu adla anılır. Mıknatısın kutuplanma özelliğini ve Yer’in mıknatıs üstündeki yönlendirici etkisini ilk fark eden Çinliler oldu: M. ö. 120 yıllarına doğru yazılmış Cung Vey lügatinde bu olayların ifadesine rastlanır; cinli denizciler VII.-VIII. yy.larda mıknatıslı iğneyi kullandılar. Pusulanın kullanılışını Çinlilerden öğrenen Araplar da Avrupa’ya yaydılar. 1180 Yılına doğru yazılmış bir şiirde, «denizcilerin yoldaşı» çirkin kara bir taştan söz edilir. Yine o devirde yaşamış bir yazarın açıkladığına göre, bu «denizcilerin yoldaşı», yarısına kadar su dolu bir cam kap çine konmuş mıknatıslı bir iğnedir: iki saman çöpü üzerinde yüzen bu iğneye kalamit adı verilmiştir,
Gerçek pusulanın hikâyesi kesinlikle bilinmiyor; bununla birlikte 1294′te Saint-Nicolas gemisinin demirbaş defterinde calamita cum apparitibus suis ve bir bussula de ligno kaydına rastlanmıştır; bu da, pusula kelimesinin sicilya dilinden geldiğini gösterir. Rüzgârgülüyle birlikte, eksiksiz ilk pusulanın 1483′te portekizli Ferranda tarafından yapıldığı sanılır.
Etiketler:alkol, Alüminyum, amatör, Aydın, büyük pusula, Çay özü, çember, çevre, çinli yazar, demir, denizci, dikdörtgen, doğa, düşey doğrultu, eğilim gösterme, eğitim, eksik bir yanı olan, Elektron, elektron akışı, Elektronik, esen rüzgâr, fener, fizik, fizikçi, formül, gözlem, güneş, Güney Portekiz, harita, içinde bulunulan, iğne, ingiliz, ingiliz fizikçisi, ipek, Islanmış, Kristof Kolomb, küçük kutu, kutuplanma, lügat yazarı, magnetik, metre, mide, Mıknatıs, mıknatıslı iğne, moda, ölçen cihaz, Ölüme bağlı, Portekiz, portekizli yazar, prizma, PUSULA veya PUSLA, Rüzgar, Saman, Şaşırmak, Şeyhülislâm, Sicilya, silindir, yapışık, yatay doğrultu, yatay hareket, yazar, Yuva yapmak
PUSULA veya PUSLA hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: PUSULA veya PUSLA hakkında >>
Kategori Bilgi | Yorumlar kapalı
PUL
PUL hakkında diğer dizin sayfaları >>PUL
Özet:PUL i. Eskiden kullanılan akçeden küçük madenî para: Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul (N. F. Kısakürek). Gerçi ne parası, ne pulu, ne malı, ne mülkü var
(N. Araz).
— ÇEŞ.DEY. Bir pul etmemek, değersiz olmak. || Bir pula satmak, hiç önem vermemek, (birine karşı) sadakatsiz davranmak: Ben senin âşıkınım / Bir pula satma beni (Halk türküsü). || Para pul. Bk. PARA.
— Bot. üzerinde bulunduğu organa sımsıkı yapışık, şekil ve yapıca çok basit yaprakların her biri. Bk. ANSiKL.
— Böcekbil. Çiftkanatlı böceklerde kaşıkçık. || Diviklerde düşen kanatın yerinde kalan çotuk. || Kelebeklerde ufacık bir sivri nokta ile kanatların derisine tutunan çok küçük plak. (Kelebeklerin kanadında sürekli olarak «toz» görünüşünde yer alan ve onlara gerek yansıma yoluyle [kimyasal renkler], gerek ışığın enterferans oyunlarıyle [fizik renkler] çeşitli renkler veren ve renklere parlaklık kazandıran kısımlar, bu pullardır.)
— Huk. Pul sahtekârlığı, devlet tarafından çıkartılan kıymetli evrakın bir türü olan pulun, yetkili olmayan kişilerce basılması. (Resmî evrakta sahtekârlık suçu sayılır. [Bk. sahtekârlık.])
— înş. Çatı kaplama işlerinde madenî örtü elemanıyle çivi başı arasına konan küçük boyutlu çinko veya bakır parçası.
— Mim. üst üste konmuş, düz veya hafif kabarık dairesel küçük plakalardan meydana gelen süsleme.
— Oyun. Tavla oyununda kullanılan yuvarlak küçük levha.
— Pulc. PTT idaresi tarafından, postanın alacağı ücretleri göstermek üzere çıkarılan basılı kâğıt. (POSTA pulu da denir.) [Bk. ANSiKL.] || Damga pulu. Bk. DAMGA.
— Saatçilik. Bir mihvere desteklik etmesi için, bir kol veya duvar saatinin platinine perçinlenmiş pirinç parça.
— Sürüngenler bilimi. Bazı deniz kaplumbağalarının bağasını kaplayan ve çeşitli eşya yapımında kullanılan madde.
— Süs. santl. Ortası delik maden levhacık. (Bk. ANSIKL.) || Pul iğnesi, pulun deliğinden geçecek kadar küçük ve ince iğne.
— Teknol. Vida, cıvata v.b. şeylerin boynuna geçirilen ortası delik madenî levha.
— Terz. Bir kumaşın üzerine süs olarak dikilen küçük, yuvarlak, ince ve delikli, maden, jelatin, sedef v.b. parçası. (Bk. ANSiKL.) || Pul işlemek, bir kadın elbisesinin üzerine pullar işleyerek süslemek.
— Zool. Balıkların, sürüngenlerin ve bir kısım kuşlarla memelilerin vücudunu kaplayan boynuzsu, sert levha. Bk. ANSiKL.
— ANSiKL. Bot. Pul’lara köksaplarda, bazı asalak bitkilerin (canavarotu) yer üstü saplarında, soğanlarda, bileşikgillerin bürümlerinde rastlanır. Bunlar ya tomurcuklarda olduğu gibi koruyucu veya soğanlarda olduğu gibi besleyici bir görev yapabilir. Kozalaklıların meyve yapraklarına da pul denir.
— Pulc. Ortaçağdan beri, yolların güvensizliği yüzünden, ağırlık ve mesafeye göre hesaplanan gönderme ücretini mektubu alan kimsenin ödemesi âdet olmuştu. Ama bu ödeme şekli dağıtım işini güçleştiriyordu. Kendisine bir şey gönderilen kimseye kabul etmemek hakkının tanınması da mektuplaşanların birtakım hilelere başvurmalarına yol açıyordu (adres üzerinde belirli değişiklikler yaparak veya zarfın üzerine önceden kararlaştırılmış bazı işaretler koyarak parasız haberleşmeyi sağlamak gibi). Ayrıca, ücret tarifesinin yüksekliği dolayısıyle gizli yapılan mektup ulaştırma işleri de büyükçe bir para kaybına sebep oluyordu. Buna karşı ilk defa, 8 ağustos 1653′te Paris’te petite poste’un kuruluşu sırasında, Paris parlamentosu danışmanı Renouard de Villayer bir çare bularak taşıma ücretinin önceden ödenmesi usulünü getirdi. Bu usule göre, gönderilmek istenen mektubun gönderme ücreti mektubun varışında alıcıdan değil de, mektup gönderildiği zaman mektubu gönderen kimse tarafından ödeniyor ve bu durum da bugünkü posta pullarının yerini tutan bir belgeyle mektubun üzerinde belirtiliyordu. Ancak, mektup gönderen kimsenin bu önceden ödeme işini postahanede yapması zorunluluğu bu usulün yaygınlaşmasını önledi. Bu durumu önlemenin tek yolu, ücret tarifesini hafifletmek ve sadeleştirmek (ücret değişikliklerini mektubun ağırlığına göre değil de gideceği yere göre uygulamak), ayrıca ödeme muamelesini elden geldiğince basitleştirmekti. İsveç’te De Treffenberg (1823), İngiltere’de Charles Knight (1834) ve Charles Whiting (1837-1838), Fransa’da da Piron (1838) ile Grasset (1839) bunun için, basılı veya üzeri damgalı kâğıt veya zarflar kullanmayı tasarladılar. 1819-1836 Arasında, bu sistem özellikle, gönderme işlerini tekelinde bulunduran Sardunya krallığı tarafından bile kullanıldı. Bu ülkedeki posta idaresi, yazışmaların ulaşımını tekelinde bulundurarak, özel ulaklarla gönderdiği mektuplar için bir çeşit mektup kâğıdı satıyordu. İngiliz James Chalmers’ın denemeleri pula son biçimini verdi (1834-1838). Chalmers’ın bu buluşu, birçok tartışmadan sonra, Rowland Hill’in teklifi üzerine 1840′tan itibaren İngiltere’de kullanılmağa başlandı (10 ocakta bütün İngiltere toprakları üzerinde tek ücret uygulaması başladı; 6 mayısta da ilk posta pulu olan 1 penny’lik siyah pul çıkarıldı), ücretin peşin ödendiğini gösteren bir belge olduğu için de, 28 ağustos 1848′den itibaren, Posta idaresi genel müdürü Etienne Arago’nun isteği üzerine, posta pulu usulünü Fransa da kabul etti. Oysa Fransa’da bu yenilik, daha önceleri, ücret indirimleri dolayısıyle hazinenin zorunlu olarak kayba uğrayacağı gerekçesiye birkaç kere reddedilmişti. 1 Ocak 1849′da Fransa’da posta ücretleri yeniden düzenlendi.
Etiketler:alıp satma işi, altı köşeli, Anka kuşu, Ankara, Antil adaları, Arles krallığı, asalak böcek, asma yaprakları, Atatürk, Atma tarzı, Avrupa parlamentosu, Bakır, basılacak yer, basılan tahta, Basınç, besleyici madde, Bileşikgiller, Birinci Dünya savaşı, bitkiler, böcek, böcekler grubu, boynuz, canavarotu, Charles, çift kanadı olan, çinko, çocuk oyunu, daire parçası, dantel, dar kanatlı kuş, davul derisi, Değersiz, delik açma, demir, Demiryolu, deniz kuşu, denizci, derisi pullu, desen çıkarma, desen kâğıdı, dikdörtgen, dikilen taşlar, dış asalak, duvar kaplama, Edirne, eksik bir yanı olan, eleman, emir kâğıdı, fırça izi, fizik, geometri, geometrik, görev dağıtımı, Gövdesi dik, Göz kapağı, güzel kelebekler, halk oyunu, Hava kuvvetleri, hayvan, Hile yaparak, hükümet, ihtiyacı olmayan, ilgili olmayan, İmparatorluk dönemi, ince kemik, ingiliz kadın, işini sağlam tutan, iskelet, İstiklâl, İsveç, İznik, jelatin, kadife, kağıt, kahve, kahverengi, Kalay, Kaplumbağa, kaplumbağa türü, kelebek, kemik, kemikli balık, kertenkele, kimyasal, köpek, Kozalak, küçük kutu, küçük uzantı, kumaş, kürek, Kurtuluş, kuşlar, Kuvvet, latin, Londra, Lozan, Madagaskar, Madalya, makine, memeli, Meşrutiyet, meyve, meyve çeşidi, Meyve veren, Nar çiçeği, Ortaçağ, Osmaniye, Osmanlı devleti, paket, Paris, paris fransa, Parlaklık, parlamento, pirinç, Portekiz, POSTA, Posta birliği, posta kutusu, POSTAHANE, PUDRA, PUL, pulkanatlılar, resim, resimler, Rönesans, Sadeleştirmek, Sahte para, Sedef otu, sinir yolları, sivri kanatlı kuş, soğan, sulh hâkimi, süsleme, süslemek, süslenmiş, taahhütlü eşya, tahta kürek, tahta levhacık, tarih bilimi, tarihi belge, timsah, tiyatro, tomurcuk, Tuna, Türkiye, Türkiye Büyük Millet meclisi, türkü, Tütün, Uzakdoğu, uzun elbise, Vergilius, Viyana, yanar döner parçalar, Yapılan satış, yapışık, yaprak, yelpaze, yeşil renkli, Yıldız, yuva tutan, Yüz sürme, zamk gibi, zooloji
PUL hakkındaki tüm sayfalar için tıklayınız: PUL hakkında >>
