Google
Özel Arama

ROMANTİZM

ROMANTİZM i. XVIII. yy. sonuyle XIX. yy. başında Avrupa’da ortaya çıkan ede­biyat, felsefe, sanat ve siyaset hareketi. (Başlıca özelliği, içtenlik ve bireyin yara­tıcı gücü adına bütün kural ve kalıpların reddi, duygu ve içgüdünün yüceltilmesi, po­zitif dinlerin, gelenek kültünün ve millî özelliklerin değer kazanmasıdır.) [Bk. ANSiKL.]

|| Bir yazar, bir siyaset adamı ve­ya bir düşünürde romantizmin tipik özel­liklerinden bazılarının bulunması: Leopar-di’nin romantizmi. Schelling’in romantizmi. || Teşm. yol. Uyuşuk duygusallığa eğilim ve hülya âlemine dalış: Delikanlıların ro­mantizmi. || Romantik atmosfer veya du­rum: Mehtaplı bir gecenin romantizmi.

— Fels. Felsefî romantizm, genel olarak alman klasik idealizmini ve özellikle Fichte, Schelling ve Hegel’in düşüncesini be­lirtmek için kullanılan terim. (Bu roman­tizmin özelliği, Kant’ın yaptığı devrimin gerçek anlammı ortaya koymak, gelenek ve tarihi felsefî bakımdan doğrulamak ve hiç değilse gerçeği bircilik açısından ele almak­tır.)

— Müz. Müzik tarihinde, Viyana klasisizminin sonuyle doğrudan doğruya çağdaş müziğe yönelen hareket ve akımların (iz­lenimcilik, anlatımcılık, yeni-klasisizm v.b.) doğuşu (XIX. yy. sonu ve XX. yy. başı) arasında kalan donem. Bk. ansikl.

— Ansikl. Daha XVII. yy. sonunda ingilizcede «romance’a ilişkin» anlamında kul­lanılan romantik sıfatı, XVIII. yy.dan iti­baren gene ingiltere’de «Ortaçağa ilişkin» gotik (klasik, «Eskiçağa ilişkin» anlamla­rına karşıt olarak) anlamında kullanılmağa başladı. Almancaya giren kelime, Herder tarafından «Ortaçağa ilişkin» anlamında kullanıldı ve yeni bir kültür için yapılan mücadelenin sembolü oldu. Bununla birlik­te, karmaşıklığı ve kapsadığı sürenin uzun­luğu yüzünden, romantizm teriminin anla­mını kısa bir tanıma sığdırmak, zevk, duy­gu ve düşünce eğilimlerini belirtmek müm­kün değildir, öte yandan, hareketin zaman bakımından sınırlarını kesinlikle belirleme­nin güçlüğü, daha önce yapılan birtakım hazırlıkların fark edilmesi ve romantik zevk ve anlayışın sürüp gitmesi «preromantizm», «protoromantizm», «geç romantizm», «de­kadan romantizm» gibi kavramların doğ­masına yol açtı.

Croce ile birlikte, edebî akademiciliğe ve aydınlatmacı dönemi hâ­kimiyeti altına alan felsefî anlıkçılığa meş­ru ve yararlı bir karşı çıkış olan «teo­rik romantizm»i duygusal ve ahlâkî (bu sonuncusu olumsuz olarak tanımlanır) ro­mantizmden ayırt etmek, bu konuyle ilgili terimlere kesinlikten çok bulanıklık geti­rir. Yeni bir insan ve yeni bir dünya an­layışını ortaya koyan romantik «historisizm»in karşısına aydınlatmacı «akılcılık»ı koymak, romantizmi XVIII. yy. kültürü­nün meşru mirasçısı haline getiren ve ta­rihî araştırmalara (Hume, Robertson, Gibbon) karşı duyulan büyük tutkuyu gözler önüne seren temel unsurları daha da kay­pak yapar.

Şüphesiz, geçmişin değerlendi­rilmesi ve geleneklere bağlılık, halkın eski ve unutulmuş bir bilginin mirasçısı oldu­ğunu fark etmesi, duyguların akla karşı üstünlük kazanması, dinî değerlerin keşfi, soğuk ve güçsüz anlıkçılığın yerine «ola­ğanüstünün yüceltilmesi, bir aydınlatma olarak ele alınan şiirin, kuru ve kısır nes­rin akılcılığına üstünlük kazanması, romantizme basitleştirici bir nitelik veren dü­şünce ve ahlâk davranışlarıdır. Ama «ye­ni hayat anlayışı»nın çelişkili davranışlar­dan meydana geldiğini de unutmamak ge­rekir; bu davranışlarda geçmiş ve bugün, yenileniş ve evrim, ölüm melankolisi ve yaşama aşkı, geleceğe dönük ütopyacılık ve eski zamanlara (barbarların, Gaellerin, Germenlerin yaşadığı dönemlere ve özellikle Ortaçağa) özlem, edebiyatçının top­lumdaki görevleri ve soylu sınıfının halk­tan kopuşu ve halkı hor görüş, geçici ve karmaşık bir denge içinde ve iç içedir. Süreklilik ve karşıtlık ile «aydınlık çağı» arasındaki ilişki, romantik zevk ve ideo­lojinin birçok belirtisinde kendini gösterir.

Katolik dini değerlerine yeniden duyulan saygı, gerici bir nitelik kazanabilirdi. Ama bu kaynaktan, ilhamını Kutsal Kitap’tan alan demokrasi ve eşitlik taraftarı bir eği­lim çıktı. Büyük katolik romantikler ara­sında Manzoni, Chateaubriand, Lamennais sayılabilir.

Edebiyat ve sanat zevki alanın­da, fransız geleneğinin estetik akılcılığı ve yeni-klasik akımın soğukluğu, yerini serbest fanteziye, aklın denetiminden sıyrılan duy­guya ve tabiî yeteneklere bıraktı. Vergilius ve Petrarca’nın titizliğinden çok, Homeros ve Dante’nin fantastik yanına önem verildi. Klasik fransız tiyatrosunun şaheserlerindeki tipler, Shakespeare’in, «büyük yüzyıl» ispanyol yazarlarının eserlerindeki hayat do­lu tipler yanında cansız ve sönük görün­meğe başladı.

Mitolojiden basmakalıp bir şekilde yararlanma, halka ve geleneklerine yabancı ve günlük gerçeklere sırtını çevir­miş bir edebiyat ve sanatın en kötü özel­liği olarak kabul edildi. Fantezi ve duygu estetiği daha önce Shaftesbury, Lessing ve Diderot’da birer teori niteliği kazanmıştı, fakat Vico’nun dâhice sezgilerine ulaşa­madı. Hayatı yansıtan, bir ölçüde halka dönük modern bir edebiyatın gerekliliği, XVIII. yy. Avrupası’nın kültür çevrelerin­de uzun uzun tartışıldı. Homeros, Dante ve Shakespeare, İtalya’da Gravina ve Baretti, Fransa’da ise Voltaire tarafından yeniden keşfedildi, öte yandan, Rousseau da tabiata ve duyguya başvurarak, iç dünya­ya döndü ve itiraf edilemeyecek şeyleri dile getirmenin yolunu buldu. Bununla bir­likte, gerçek romantizm sayesinde bütün bu öncüler ve isimleri sıralanabilecek daha birçok başka yazar, yepyeni bir yankı ya­rattılar.

Yeni duyuş şekli, medeniyetin bütün biçim ve belirtilerini (siyaset, felsefe, ahlâkî ha­yat, âdet v.b.) etkiler ve kapsarsa da, baş­langıçta bir zevk ve duygu değişikliği ola­rak ortaya çıkar. Bu bakımdan, romantik devrimin başlangıç tarihi, Avrupa’nın kül­türce gelişmiş bütün ülkelerinde bir edebi­yat olayı olarak kabul edilebilir: Alman­ya’da Schlegel kardeşler tarafından Athenaeum adlı derginin kurulması (1798); İn­giltere’de W. Wordsworth ve S. T. Coleridge’in Lirik Baladlar’inin yayımlanması; Fransa’da Schlegel’in Tiyatro Edebiyatı Dersleri’nın Fransızcaya çevrilmesi (1813); italya’da, 1816′da Madame de StaeTin Biblioteca İtaliana’da çıkan Sur l’Utilite de la Traduction (Tercümenin Yararı Üstüne) adlı makalesinin yol açtığı tartışmalar.

*Almanya. Romantizmin en önemli mer­kezi Almanya’dır. Bu akım, Avrupa’nın öbür ülkelerine Almanya’dan yayıldı. Alman romantizmi Bodmer ile Breitingeı’in fransız klasisizmine karşı giriştikleri polemik ve or­taçağ alman şiirinin büyüklüğünü savunmalarıyle başladı.

Dinî spiritüalizmin etkisin­den kurtulamayan Klopstock, kuralların bü­tün engelleriyici etkisinden kurtulmuş şiiri, «duygunun akışı» diye niteledi. Klopstock’a göre kurallar, artık bu akışı engellememeliy­di. Lessing, Laocoon’da, gözlemlenen ger­çeğin tasvirinden öteye gidemeyen klasik şi­irin kuruluğunu ispatladı. Daha sonra, «Sturm und Drang»ın izleyicileri, şiirde ve hayat programlarında romantizmin bazı te­mel unsurlarını belirlediler. Almanya, İngil­tere’den Gray’in ölüm şiirini, Macpherson’un serbest düşünce tarzı aracılığıyle kelt ozanlarının epik şiirini ve Percy’nin derlediği halk baladlarını aldı. Rousseau’nun eserleri duyguya, tutkulara ve içtenliğe ayrıcalık ka­zandırdı. Gene Almanya’da, filozof Hamann, iman ile şiirin katı akla üstünlüğünü savun­du. Genç «Stürmer»ler, birtakım önyargı ve bağların etkisinde kalmayan bir hayat ülkü­sü ile yeni bir sanat anlayışı ortaya attılar.

Bu sanatta «yetenek», kendi hürriyetinden başka güç tanımıyordu. Yeni akım, böylece bazen nesre, bazen tumturaklı şiire veya tabiatçı bir vitalizme yöneldi. Daha sonra Herder, şiirin, halkın ruhunu dile getirmesi gerektiğini savundu. Goethe, «ben» ile dün­ya arasında üstün bir uyuma ulaşarak ve yeni bir klasisizm yaratarak gençliğin isya­nını dile getirdi. Kant sonrası felsefe, «ben»’in sonsuz hürriyet kavramını organik ve karmaşık bir dünya görüşü içinde ele aldı.

Fransız devrimine duyulan ilk aşırı hayran­lıklardan sonra siyasî tutku, çoğunlukla ye­rini «iç hürriyet»i savunma çabasına bırak­tı. Sonsuzluğun tanığı ve temsilcisi olan ro­mantik yazar, hayatının her saniyesini ev­rensel sır ve ilişkileri yansıtan bir düğüm noktası olarak görür oldu. Bu görüşün ışığı altında «ben»in gerçekleşmesi kısmî ve geçi­ci olmakta ve şair, kendi yarattıklarından koparak onları aşmaktadır. İlk gerçek romantik okulu (Jena okulu) meydana getiren Novalis, Tieck, Schlegel kardeşler, Schleiermacher, Schelling v.d. edebiyatçı, şair ve filozoflar bu yönde çaba gösterdiler. özellikle Brentano, Arnim, Grimm kardeşler, Chamisso,
H. von Kleist. E.T.A. Hoffmann ve Eichendorff tarafından temsil edilen «ikinci romantik okul»un baş­lıca özelliği olan geleneksel estetikçi anla­yış, eski germen dinî hayatını canlandırma­ğa, Volksgeist («halkın ruhu») mitosunu de­ğerlendirmeğe ve medeniyetin esrarlı yara­tıcı gücüne önem verdi. Uhland ve Mörike ile romantizm, münzevî entimizme ve me­lankolik bir kopuşa dayanan bir şiire yö­neldi ve akım bu şekilde son buldu. «Genç Almanya» hareketi (H. Heine [1797-1856] bu hareketin öncülerinden biridir), giderek artan bir bilinçle liberal amaçlarını ve este­tik görüşünü büyüsü bozulmuş bir gerçek­çiliğe dayandırdı ve romantik akımın ola­ğanüstü unsurlarını sıkı sıkıya muhafaza et­ti.

• ingiltere, ingiliz romantizmi, bir yandan alman romantizminin ilkelerini (özellikle Coleridge ve Cariyle ile) benimserken, öte yandan, tipik katkılanyle (ölüm şiiri [Young, Blair, Grayj, Ossian'ın şiirlerindeki epik ilkellik, egzotizm zevki, hayat ve şiirin birliği konusundaki Byron'ın verdiği yüce örnek) Avrupa'da romantik akımı etkiledi.

Şiirleri, olağanüstü deneylere verdiği önem (büyü, okültizm, siniya v.b.), Akdeniz'in egzotik büyüsü içinde geçen hayatı, vakit­siz ve esrarlı bir şekilde ölümüyle Shelley de, Byron gibi, olağanüstü bir masal kahra­manıdır. Byron ve Shelley'in eser verdik­leri 1810-1820 yılları arasında, Yunanistan'ın ve güzelliğin şairi J. Keats'in kişiliği geliş­ti. Byron'ın dostu T. Moore, iris Melodie (İrlanda Melodileri) [1808-1834] ile büyük ün kazandı ve İrlanda’nın en büyük lirik şairi sayıldı. Tarihî roman, romantik bir edebiyat türü olarak W. Scott ile başladı. Romantik unsurlar Victoria devri idealizmi­ni de etkiledi, Stevenson ve Conrad’a kadar etkilerini sürdürdü.

• Fransa. Madame de Stael’in Almanya Üstüne (De l’Allemagne) adlı eserinin ya­yımlanması (1810), bir «kuzey mitosu»nun doğmasına, Almanya’nın bir kültür merkezi olarak tanınmasına yol açtı. F. W. Schlegel’in Dram Edebiyatı Dersleri’nin yayımlanması (1813), Fransa’da, özellikle edebiyat alanında, romantik zevkin oluşmasında önemli rol oynadı. Ama romantik devrimin hemen bütün temaları fransız kültüründe birbirinden bağımsız olarak gelişmişti: duy­gu ve tabiata öncelik tanıma (Rousseau), sanat ve hayatın birliği (Diderot), miliî ha­yatı yansıtan edebiyat (Stael’in denemesi De la Litterature Consideree dans ses Rapports avec les İnstitutions Sociales [Sosyal Kurumlarla İlişkisi Açısından Edebiyat], 1800′de yaımlandı). öte yandan Devrim ve İmparatorluk, siyasî düzenle birlikte edebi­yat geleneğini de alt üst etti ve bir buhrana yol açtı: Chateaubriand gibi göç eden ve Stael gibi sürgüne gönderilenler yalnız çe­şitli kültürleri tanımakla kalmadılar, aynı zamanda, ülkelerinden kopmanın etkisiyle kendi içlerine kapandılar ve «mal du siecle» deneyinin zevk ve acılarını tattılar.

Chateaubriand’ın Genie du Christianisme (Hı­ristiyanlığın özü) adlı eseri, edebiyat tema­larının (Hıristiyanlık, tarih, vatan, büyük egzotik kültür) eşsiz verimliliğini ortaya ko­yarak klasik şiir anlayışını ve Voltaire’in düşüncesini kesin olarak çürüttü. Millî ya­şayış şekliyle kültürün birliği meselesi fran­sız romantizminde de devrin büyük siyasî meselelerini (de Maîstre’in dinî gericiliği, Saint-Simon’un ortaya attığı toplumsal di­rilme projeleri v.b.) belirlemeğe çalışan bir düşünce akımı haline geldi. «Büyük dev­rimin mirası, fransız romantik ruhu için geri tepilecek bir miras değildi. Halk yara­tıcı gücünü ispatlamış ve bunu serbestçe kullanmağa devam etmek hakkını almıştı.

Romantik tarihçiler (Michelet gibi) Volksgeist mitosunu millî tarihin ilk gerçek öncü­sü ve en önemli etkeni olarak kabul etti­ler. V. Hugo, hiç değilse kişiliğinin bazı göz kamaştırıcı yanlarıyle engin ilhamlı şair örneğini verdi. «Romantik mücadele», 1820-1830 arasında, hürriyet savaşından önce baş­ladı veya bu savaşla aynı anda yapıldı: Cromwell adlı piyesin önsözü; V. Hugo’nun hazırladığı yeni romantik tiyatronun bildir­gesi (1827); «Temmuz devrimi» ile aynı yıl (1830) yayımlanan Hernani’nin önsözü («ro­mantizm, edebiyatta liberalizmdir»). Bu­nunla birlikte, boş bir umut ve hayat duygu­su, idealin ulaşılmazlığı, fransız romantik şi­irinin temel konularıydı (Lamartine, Vigny, Musset, Hugo v.d.). İçine kapanma ve ken­di ruhuyle başkalarının ruhlarını tahlil et­me, köklü bir gelenek sayesinde, akılcı bir açıklıkla gerçekleşti (Sainte-Beuve). Louis Philippe’in tahta çıkışından sonra roman­tizm, bir yandan «burjuva monarşisi»ne kar­şı çıkan bir edebiyat olarak kendini kabul ettirdi ve öte yandan şiir, tiyatro ve nesir­de en parlak devrine ulaştı.

Scott tarzı ta­rihî roman akımının (Vigny’nin Cing-Mars’ı [Beş Mart], Hugo’nun Nötre Dame’ın Kam­buru [Nötre Dame de Paris] adlı eseri, Du-mas pere’in romanları) yanı sıra Stendhal ve Balzac’ın büyük romanları yayımlandı. 1848′den sonra, romantizmi niteleyen siya­sî ve sosyal alandaki yenilenme ümitlerinin sönmesi (ki romantizm az çok bu umutlar demekti), bu akımın düşünce ve edebiyat hareketi olarak da buhran dönemine girme­sine yol açtı.

• italya. Romantik dugu ve düşünce, Vico’nun estetik ve felsefesinde sezgi halinde bu­lunmaktaydı ve Scienza Nouva’nın (Yeni Bilim) XIX. yy. ilkeleri açısından okunup yorumlanması bir raslantı değildi, öte yandan, klasik geleneğe bağlılık, ital­yan kültür tarihinin değişmez bir özelliği olarak kaldı. Foscolo ve Leopardi’nin çok özel durumu böyle bir atmosferin ürünüdür. Stael’in Sur VUtilite de la Traduction (Ter­cümenin Yararı üstüne) adlı makalesinin yayımlanmasıyle (1816) başlayan polemik, Berchet’nin Lettera Semiseria di Crisostomo (Crisostomo’nun Yarı Ciddî Mektubu) [1816] adlı eseriyle omantik görüş açısından en inandırıcı şekle ulaştı.

Romantik grubun ya­yım organı, Silvio Pellico’nun başyazarlığı­nı yaptığı İl Concilîatore idi (1818-1819). Tartışma, Giordani ve Monti gibi usta kla­siklerin uzlaşmaya yanaşmamaları yüzünden sürdü: Monti’nin Sermone Sulla Mitologia’sı (Mitoloji Üstüne öğüt) [1825] romantizm aleyhtarı gerçek bir bildiri oldu. Bununla birlikte, yabancı romantik yazarların (Sta­el, Sismondi, Schlegel kardeşler, Byron, Scott, Chateaubriand v.b.) tanınması, yeni duygu ve ahlâk dünyasının denenmesi ve ye­nilik için gösterilen içten çaba, başlangıçta şiir ve düşünce alanında önemli sonuçlar doğurmadı. Tenkit tartışmaları daha çok ikinci derecede önemli meseleler düzeyinde kaldı. Yalnız Manzoni ve De Sanctis ile ro­mantizm İtalya’da bağımsız ve gerçekten yenilikçi bir hazırlık evresine kavuştu.

Man­zoni, romanları dışında, şiirin gerçekliği ve dil üstüne teorik yazılar yazdı. De Sanctis, bir halkın ruhsal hayatını ve ideallerini ede­biyat tarihi içinde ele alan bir anlayış ge­tirdi (modern estetiğin temel bölümü). Ro­mantizm, Mazzini’nin halk mitosundan baş­layarak, Gioberti’nin Yeni-Guelfi’ciliğine varıncaya kadar çeşitli doktrinlerin ortaya çıkışı ile risorgimento ideolojisine malze­me sağladı. Romantik yazarlar, hayal ve yergi (Berchet, Prati, G’iusti v.b.), hamasî şiirler (Berchet, Poerio, Tommaseo, Mameli, Giusti, Rossetti, Aleardi, Prati v.d.), ti­yatro eserleri (Pellico, Niccolini v.d.), ta­rihî araştırmalar (Colletta, Balbo, Troya, Capponi, Tommaseo, Cantir, Amari v.d.) ve avrupa düşünce hareketini millî gelenekle bağdaştırarak felsefe ve pedagoji inceleme­lerine getirdikleri yenilik ile (Rosmini, Gioberti, Cattaneo, Capponi, Lambruschini v.d.), risorgimento mücadelesine katıldılar, öte yandan, XVIII. yy.daki yenilikçi dü­şünce hareketini sürdüren ve derinleştiren bir gerçekçiliğin gerekliliği, Porta ve Bel-li’nin lehçesel şiirinde çok orijinal bir şe­kilde ortaya çıktı.

• Türkiye’de. Fransız edebiyatını örnek tu­tan tanzimat şair ve yazarları romantizmin geniş ölçüde etkisinde kaldı. Romantizmin temsilcilerinden Victor Hugo, Lamartine, Alfred de Musset gibi yazarların eserleri Türkçeye çevrildi. Bu akımın hürriyet düşüncesine, toplumculuk anlayışına ve siyasî eyleme yönelen nitelikleri tanzimat yazarla­rı için çekici oldu. Romantizmin geniş ha­yallere, millî ruha, tabiat duygusuna bağlı coşkunluğu Namık Kemal, Ahmed Midhat, Abdülhak Hâmid, Recaizade Ekrem’in eserleri etkiledi. Halit Ziya Uşaklıgil, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi gerçekçiliğe yönelmiş yazarların eserle­rinde de romantizmin özellikleri yer aldı.

• ispanya, islav ülkeleri, iskandinav ülkeleri. Avrupa’ya yayılan düşünceler, ispan­ya’ya, özellikle 1820 devrimi sürgünlerinin ülkeye dönmesinden (1833) sonra yayıldı ve edebiyat alanına canlılık getirdi. En çok hayranlık duyulan ve örnek alman yazar V. Hugo idi, tiyatro eserleri dışında, efsane ve baladlar yazarı Zorrilla, bir ölçüde V. Hugo ile karşılaştırılabilir. Romantizm, is­lav halklarının (özellikle Çekler ve Polon­yalılar) millet haline gelmesine öncülük etti.
Rusya’da yenilik hareketi, Napolyon’a karşı kazanılan zaferden sonra ve Batı ile kurulan sıkı ilişkiler sayesinde daha da hız­landı ve Puşkin’in usta şiirlerinde en yük­sek noktasına ulaştı, İskandinav ülkelerinde romantik akım Danimarka’da başladı, ora­dan İsveç ile Norveç’e yayıldı. Alman ro­mantizminin etkisiyle, millî gelenekler önem kazandı.
Eski kuzey mitolojisine ve romantik akımın üç ana unsuruna (halk, duygu, tabiat) karşı ilgi başladı. Tarihçi ve din reformcusu N. Grundtvig, halk üniversitelerini kurarak danimarka toplum ve halk hayatının gelişme­sine önayak oldu. Andersen’in masalları, romantik zevkin yayıldığı topraklar üzerinde hayalî ve olağanüstü unsurların ürünü ola­rak ortaya çıktı. Din anlayışında değişiklik, Kierkegaard’m güçlü felsefî kişiliğini oluş­turdu; Kierkegaard’ın düşünceleri, XX. yy. felsefesini büyük ölçüde etkiledi ve Ro­mantizmin tarihî sınırlarını aştı.

• Sanat. Sanat tarihinde, XVIII. yy. sonu­na doğru başlayan ve Delacroix’nin Scio Katliamı (Paris, Louvre), Halka öncülük Eden Hürriyet (Paris, Louvre, 1830) adlı tabloları, aynı dönemde Daumier ve başka sanatçıların (özellikle Fransızlar, İngilizler ve Almanlar) eserleriyle kendine has nite­likler kazanarak 1848′e (gerçekçiliğin yayıl­ması) kadar uzanan döneme romantik çağ denir.

Sanat alanında romantizmin temeli, XVIII. yy.ın meczupluk merakına dayanır: içine harebe taklitleri serpiştirilen ingiliz ve ingiliz-çin bahçeleri, ortaçağ merakı, duy­gunun akılla bağdaşmayacağına inanç. Bu sonuncu anlayış, özellikle XVIII. yy. orta­sından sonra ingiliz resim santının etkisinde kaldı: genellikle romantik resmin tipik dönemlerinden biri olan sanatçı ile doğu ara­sındaki mistik birlik, suluboya tablolar ya­pan küçük santçılardan başka, John Constable ve William Turner’in manzara resim­lerinde ortaya çıktı. Aynı dönemde Tur­ner’in resmi, olağanüstüye, esrarlı unsur­lara gösterdiği eğilimle İngiltere’de yücelik kavramının keşfedilmesiyle ortaya çıkan duygu devrimini yansıtır, ingilizlerin bu dü­şünce şekliyle ön romantik G.B. Piranesi arasında yakın benzerlikler vardır.

Ortaçağın ve yüceliğin çekiciliği,çağdaş edebiyatın etkisiyle birleşince ingiltere’de önemli
sanatçıların yetişmesine yol açtı: isviçre asıllı olan ve İsviçre’de öğrenim gören Johann Heinrich ve öğrencisi William Blâke (W. Blake, olağanüstü görüntüleri, gece ya­rısı temaları, Ortaçağ ve edebiyattan ilham alan sahneleri [Shakespeare, Milton] ile, usa aykırılığın ve içgüdünün yeniden değer­lendirilmesine çeşitli ölçülerde katkı yap­tı). Ayrıca Blake. Westminster manastı­rına yaptığı resimlerde görüldüğü gibi, go­tik mimarîyle ilgilenen ilk sanatçılardan biri oldu.

Almanya’da, figüratif sanatla­rın elde ettiği sonuçlar edebiyat ve mü­zik alanındaki kadar parlak değildir: bu­nunla birlikte, Ph. Otto Runge ve Caspar David Friedrich’in manzara resimle­ri önemlidir; bu resimlerde sanatçı ile ta­biat arasındaki sıkı bağ, mistik bir do­ğacılıkta (tabiatın hemen hemen tanrılaştırılması) ortaya çıkar. Katolikliğin ilk dö­nemine, gotik ve ortaçağ sanatına geri dönüşten çok farklı mistik bir tutku, «nazareni» grubuna ilham verdi. Almanya’yı go­tik mimarînin beşiği olarak kabul eden ta­rihî bir yanılgı, dinî ve resmî binalarda, go­tik tarzın yeniden canlanmasına yol açtı. Fransız romantizminin toplumsal ve siyasî olaylarla ilintili orijinal özellikleri vardır.

Fransız resminde romantik temalar, David okulu çevresinde, Napolyon’un imparator­luk yıllarında, A.L. Girodet-Trioson’un Atala’nın Cenaze Töreni (Paris, Louvre) adlı eserinde ortaya çıktı: gene İngres, Napol­yon’un yatak odası için tam romantik konu­lu Ossian’ın Uykusu’nu (Montauban, Ingres müzesi) çizdi. Restorasyon devrinde Gericault’nun resmi, figürleri bakımından Gros’nun renk duygululuğunu hatırlatır ve XVI. yy. Venedik resmiyle Rubens’in renk anlayışına yer verir; romantizmin temaları, tutkulu bir atılım (La Zattera della Medusa, Paris, Louvre, 1818-1819) ve acılara, ezilmiş halkların mücadelesine karşı duygu­lu, insancıl bir anlatımla nitelenir. Delacroix’nın Halka öncülük Eden Hürriyet (Pa­ris, Louvre) adlı tablosuyle yüceltilen 1830 Devrimi, sanatçı ve aydınların toplumsal ve siyasî olaylara katılışını gösteren en büyük örnektir; daha sonra, Delacroix ve başka santçılar değişik konulara yönelmeğe başladılar: Delacroix olağanüstü unsurlarla do­lu temaları seçti; Barbizon okulu Fontainebleau ormanının yalnızlığında tabiat ile yakın ilişki kurdu; Daumier yergiye, karikatüre ve bazen de sembole (Don Kişot dizisi) sı­ğındı.

İtalya’da büyük sanatçılar yetişmedi: ro­mantizm yalnız konu seçiminde kendini gösterdi: etkili bir tonla anlatılan ortaçağ konuları, yerini mitolojiden alman konulara bıraktı; bu anlamda en büyük sanatçı, aynı zamanda iyi bir portreci olan Francesco Hayez’dir. XIX. yy.ın ilk yansında yetişen tek büyük ressam, Piccio lakabıyle anılan Giovanni Carnovali’dir (sanatçının olağanüstü unsurlara yer veren manzara re­simleri biraz Delacroix’yı hatırlatır).

— Müz. Çalgı yapısında varılan ustalık, or­kestranın imkânlarını alabildiğine genişlet­mişti. Weber, Schubert gibi besteciler, ku­ramcılar ve şairler bütün türleri, sanat dal­larını, hattâ duyumları birbirine karmağa çalıştılar, onların gösterdiği yolda gidenler de, müziğe çeşitli edebiyat, anlatı, tasvir, plastik v.b. unsurlarını katarak biçimi dü­şüncenin emrine vererek (Schumann) alman romantizmine ve müzikli dramlarını gerçek bir sanat ve düşünce sentezi olarak ele alan Richard Wegner’e götüren yolu hazırlamış oldular. Romantizmin etkisiyle bazı ülkeler­de, meselâ Chopin ile Polonya’da, Liszt ile Macaristan’da v.b. bir millî müzik bilinci uyandı.

Fransa’da romantizmin gerçek ve tek temsil­cisi, adı, şair Victor Hugo ve ressam Delacroix ile birlikte anılan ve şiddet, duygu veya olağanüstü sahneleri senfonilerinde canlan­dırmak isteyen Hector Berlioz’dur. Onun yanında Meyerbeer gösterişe kaçan tum­turaklı bir sanatçı olarak kalır. İtalya’da, opera türünü bütün imkanlarını kullanabilen tek deha verdi’dir. XIX. y.y. boyunca bütün üleklerde romantizm ağır bastı ve bütün rus , çek, polonyalı, islav bestecileri etkiledi.

Almanya’da romantizmin son temsilcisi Richard Strauss idi. XIX. yy. ın son yıllarına doğru bir tepki belirdi: İtalya’da verismo akımını başlatanlar, Fransa’da A. Bruneau ve G. Charpentiler gibi gerçekçiler veya Debussy gibi izlenimciler, öteki ülkelerde Bartok, Stravinski, Schönberg, Hindemith gibi besteciler, romantizmden kalan müzik dışı unsurları eserlerınden ayıklamanın çeşitli yollarını denediler . (ML)

Kategori Kültür Sanat | Yorumlar kapalı

10 Temmuz 2009 Tarihinde Saat 10:38 de sitemize eklenen bu döküman için Etiketler:ahlâk konuları, Akdeniz, akılcılık ideali, allem etmek, Asya asıllı, Asya sanatçıları, ATHENA, aydınlatma aracı, aydınlık günler, aydınlık hal, Bahçe Kültürleri, besteci, bilim dünyası, Bin Bir Gece Masalları, dil kuralları, din bilgini, durumu yansıtan, Düşünce, Duygu belirtisi, duyguları belirtmek, Duygusal, Duyu organı, edebiyat, EROS, Eski İspanyol kalesi, estetikçi, Felsefe, filozof, Francesco, fransızca roman, geçmişi bilen, geleneklere bağlılık, germen şiiri, güçlü adam, gücüne gitme, Halide Edip Adıvar, Heinrich, ilhamını veren, ilkel hayat, ilkel organ tipi, İskandinav mitolojisi, ispanyol kitap bilgini, ispanyol romantik şairi, İspanyol tiyatrosu, katolik İspanya, kış uykusu, klasik türk sanatı, kötü duygular, kuş bilgini, Kuzey İrlanda, lirik dram, masal şairi, medeni imparatorluk, milli duygular, miras bilinci, mistik görüş, modern bilgin, müzik bilgini, müzik terimi, or­kestra şefi, PELLİCO, piyes yazarlığı, pön savaşı, Risorgimento, romantik, Romantik okul, romantik tiyatro, RUBENS, SAiNTE-BEUVE, şair, Serbest dönme, Shakespeare, şiir, tarihi romanlar, ta­biat ilimleri, tiyatro, Tiyatro yazarlığı, toplum meseleleri, türk ilim adamı, Victor Hugo, Westminster, yakın dostu, yasama gücü, YAZARLAR

ROMANTİZM hakkında bilgi içeren tüm dizin yazıları için tıklayınız: ROMANTİZM hakkında >>

Yorum yap

Eğer yorum yapmak istiyorsanız aşağıdaki formu kullanabilirsiniz.

İsim (gerekli)

Email (gerekli)

Websiteniz

Yorumlar

Yorum yapma kapalı.

Google
Özel Arama
  • Kategoriler:
    • Abbasiler
    • Afrika
    • Akademi
      • Almanya Akademileri
      • Belçika Akademileri
      • Çeşitli Akademiler
      • Çin Akademileri
      • Fransa Akademileri
      • İngiltere Akademileri
      • İspanya Akademileri
      • İsveç Akademileri
      • İtalya Akademileri
      • Polonya Akademileri
      • S.S.C.B Akademileri
      • Türkiye Akademileri
      • Vatikan Akademileri
    • Akdeniz
      • cografya
      • Tarih
    • Almanya
      • Almanca
      • Askeri Tarih
      • cografya
      • Din
      • Edebiyat
      • İlim
      • Kurumlar
      • Müzik
      • Öğretim
      • Sanat
      • Sinema
      • Tarih
    • Alp dağları
      • Coğrafya
    • Alsace
      • coğrafya
      • Güzel Sanatlar
      • Tarih
    • Alüminyum
    • Amasya
      • Tarih
    • Amerika
      • Amerika Birleşik Devletleri
        • Askeri Tarih A.B.D.
        • cografya A.B.D.
        • Edebiyat A.B.D.
        • Güzel Sanatlar A.B.D.
        • Haberleşme A.B.D.
        • Hukuk kurumları A.B.D.
        • İlimler A.B.D.
        • Müzik A.B.D.
        • nufus A.B.D.
        • Sanayi A.B.D.
        • Sinema A.B.D.
        • Tarih A.B.D.
        • Ziraat A.B.D.
      • cografya
      • Latin amerika
        • Tarih
      • Orta amerika
        • cografya
      • Tarih
    • Anadolu
    • Anayasa
    • Anjou
      • Coğrafya
      • Güzel Sanatlar
      • Tarih
    • Ankara
      • Tarih
    • Antakya
    • Antalya
      • Coğrafya
      • Güzel Sanatlar
      • Tarih
    • Antil adaları
      • Coğrafya
      • İktisat
      • Tarih
    • Antoloji
      • Türkiye Antolojileri
      • Yunan Antolojileri
    • Anvers
      • Coğrafya
      • Güzel Sanatlar
      • Müzeler
      • Tarih
    • Arabistan
      • Coğrafya
      • Sudi Arabistan
        • Tarih
      • Tarih
    • Aragon
      • Coğrafya
      • Tarih
    • Arap
      • Arapça
      • Edebiyat
      • Felsefe
      • İlim
      • musiki
      • Sanat
      • Tarih
    • Arjantin
      • Anayasa
      • Coğrafya
      • Edebiyat
      • Güzel Sanatlar
      • Tarih
    • Arkeoloji
    • Arnavutluk
      • Coğrafya
      • Edebiyat
      • Tarih
    • Asya
      • Coğrafya
      • Tarih
    • Avrupa
    • Avusturalya
      • cografya
      • Tarih
    • Avusturya
      • cografya
      • Tarih
    • Aydın
    • Bilgi
    • Fransa
    • Genel
    • İspanya
    • Kimya
    • Kültür Sanat
    • Maden
    • Mutfak
    • Polonya
    • Portekiz
      • Portekiz Batı Afrika
        • Coğrafya
        • Tarih
    • Psikoloji
    • ROMA
    • Rusya
    • SAĞLIK
      • Anestezi
      • Genel Anestezi
      • Yeni anestezik maddeler
      • Yeni cihazlar
      • Yerel anesteziler
    • Samsun
    • Seri İlan
    • Türkiye
    • Yunan Mitolojisi
    çiçek öğrenci öğretmen İkinci Dünya savaşı İspanya şair ağaç Afrika Akademi Almanya antlaşma Araştırma asit asker Asya Avusturya böcek başkan başkent bahçe belçika Berlin besteci Birinci Dünya savaşı bitki bitkiler Bizans Brezilya Cezayir Charles demir Demiryolu devlet adamı Dokuma edebiyat Elektrik el sanatları eyalet Felsefe Floransa Fransa gelenek general Hükümdar hükümet hastalık hayat hayvan hayvanlar hekim heykel Hindistan Hollanda ingiliz ingiltere ispanyol italya italyan körfez Kadın kanada kilise kitap Krallık Kuvvet liman Londra Louis müslüman müzik makine manastır Metalürji meyve milletvekili Mimar Opera Orkestra Ortaçağ Osmanlı devleti Oyun Paris Portekiz profesör ressam Rusya siyaset adamı Türkiye tanrı tarihçi tarikat teşkilât ticaret tiyatro Venedik Viyana yaprak yazar Yunanistan Yunanlı
  • Sayfalar:
    • BİBLİYOGRAFYA
      • BİBLİYOGRAFYA-A
      • BİBLİYOGRAFYA-P
      • BİBLİYOGRAFYA-R
      • BİBLİYOGRAFYA-S
    • Dizin
    • GENEL KAYNAKLAR
    • Hakkında
    • site-4
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-A
    • YAZARLAR
      • Kaynakların Yazarları
    kanada vatandaşlık başvurusu
    Son Aranan Başlıklar
    • ronesans devrı
    • balık familyası
    • akibet
    • fransa kültürü hakkında bilgi
    • amerikalı sinema oyuncuları
    • dini ilimler
    • aksak ölçüler
    • PİRİNÇ ROTİ
    • dikenli bitkiler
    • reaktivasyon
    • yabani sığır
    • vurgu işareti
    • aydınlatma ile ilgili araştırma
    • brezilya şeker fabrikaları
    • presbitlik

ansiklopedi - Copyright © 2009 Bilgi video, seri ilan, resim, osmanlı alfebesi, soğuk varlık, amonyak,

casino on-line