Google
Özel Arama

ROMANYA TARİH

ROMANYA TARİH

Rumen halkının menşei

Rumen halkının M.S. III.-XIII. yy. arasın­da ülkeye yerleşmiş romalı öncesi ve romalı halklarla (latin asıllı dilini ve adını Romalı­lardan aldı), çeşitli ırklardan (germen, is­lav v.b.) barbarların karışmasından doğdu­ğu sanılır. Fakat tarihçilerle etnologlar, ru­men milletinin meydana gelmesinde bu halklardan hangisinin ağır bastığını henüz tespit edememişlerdir. Romanya’nın coğ­rafyası, yerleşmenin, yüksekliklerle kuşatılmış olan Erdel’de ve Karpatlar’da, güney ve doğudaki bozkır özelliğinde ovalara göre daha devamlı olduğunu düşündürür, ilk bozkır imparatorlukları’nın (M.ö. 1200′e doğr.-700 arası Kimbriler, 700-300 arası is­kitler,
300 – M.S. 200 arası Sarmatlar) uçları olan bu bozkır bölgelerine, yenilen çetelerin ve iyi teşkilâtlanmamış kabilelerin (Getler, Bastarnalar) kalıntıları sığınmıştı; bölge, M.ö. VII. yy.da kıyıda kurulan yunan site­lerinin (Callatis, Tomes, Histria, Tyras) kül­türel desteğinden yararlandı; M.ö. II. yy.da. yarı efsanevî Aganthyrses’lerin yerini alan Get Daçya devletinin, helen etkisiyle kurulduğu sanılır.

Trakya kabilelerini hâki­miyetleri altına almağa, çalışan Romalılar, M.ö. 75 yılında Aşağı Tuna’ya ulaştılar ve Augustus devrinde Mesia’yı kurdular, bu­günkü Eflak’ta yasayan get kabilelerine himayelerini kabul ettirdiler. Daçya devletinin Romalılarla komşu olması imparatorluğu kaygılandırdı ve Trajanus’un yaptığı sefer­ler sonunda (107) dağlık bölge ve Batı Ef­lak ile sınırlanan bir Daçya eyaleti kurul­du: kuzeyde bağımsız Daçlar kaldı; Bas­tarnalar ile Roksolan Sarmallarının yaşadı­ğı az kalabalık ovalarda ise Roma’nın etki­si ağır basıyordu. Eyalet 271-275 arasında Aurelianus tarafından boşaltıldı ve Roma sadece küçük İskitya’yı (Dobruca) muha­faza etti; fakat, gerek romalı, gerek roma-lılaştırılmış daçya köylüleri bölgelerinden ayrılmadılar, ya kendilerini sömüren barbar efendilerin hâkimiyeti altında yaşamağa ra­zı oldular ya onlardan kurtulmak için yük­sek bölgelere kaçtılar. Zaten, Gotlar (III.-V. yy.), Gepidler (IV.-V. yy.), Hunlar (IV.- VI. yy.), Avarlar (VI.-VII. yy.), İslavlar IX. yy.), Peçenekler (IX. yy. - XI. yy. so­nu). Kumanlar (XI.-XIII. yy.) ve Tatarlar 'XIII. yy.) bu bölgelerde çok az kalıyor, daha zengin ve daha kalabalık bölgelere saldırıyorlardı.

Ortodoks dinine bağlı olan, bulgar âyin usulünü uygulayan ve Latinceden türeme, islavca pek çok kelime kapsayan bir dil ko­nuşan Romanyalılar adına ancak XIII. yy.-dan kalma belgelerde rastlanır. X.-XIII. >y. arası Romanyalılarla İslavların karışık yaşadığı birçok küçük prenslik kuruldu. Fa­kat X. ve XI. yy.da Macaristan Erdel’i Transilvanya) fethederek sakson ve macar kolonlar yerleştirdi; Macarların Ortodoks­ları ezmesi üzerine, Rumenlerin bir kısmı Tuna ovalarına doğru göç ederek orada, bağımsız yaşayan ırktaşlanyle (Tatarlar bölgeden kovduktan [1237-1242] Kumanların yerine gerçekten yerleşmedikleri için) bu­luştular. Yani rumen halkı yayılmağa ve istilâcı halkların kalıntılarını bünyesinde eritmeğe devam etti: fakat siyasî bütünlük ancak XX. yy.da sağlanabildi.

Rumen prenslikleri

Rumen prensliklerinin kaderleri birbirine benzemez. Macar ve sakson azınlığının hâ­kimiyeti altında yaşayan ve millî özellikle­rini kaybetmeyen Erdel’de Rumenler, soy­lularının macarlaşması yüzünden bir köylü sınıfı haline geldi; bu sınıf, XV. yy.da efendileıine karşı sık sık ayaklandı (Bobilna ayaklanması, 1437-1438). XIII. yy.dan sonra oldukça bağımsız bir prenslik haline gelen Erdel, bağlı olduğu batı kültürünü ve dinini aldığı Macaristan tarafından yutulmak tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Tersine, XIV. yy. başında Karpatlar’ın ötesinde iki katışıksız rumen devleti kuruldu: güneyde, Bulgarlarla Sırpları bünyesinde eriten ve Janos Basarab’ın Karoly I Robert’i yenmesiyle (1330) hürriyetini kazanarak Erdel’de Almaş ve Fagaraş düklüklerini işgal eden Eflak (veya Tara Romineasca)’, doğuda Ruthenleri bün­yesinde eriten ve Bogdan I zamanında Ma­caristan’ın metbuluğundan kurtulan (1359) Bogdan. Her iki devlet de ülkelerinin mut­lak hâkimi olan ve Macaristan’da millî ha­nedanın sönmesinden (XIV. yy. başı) ya­rarlanarak bağımsızlığını ilân eden bir voy­voda veya hospodar tarafından yönetiliyor­du.

Toplum, boyar’lar, gönüllü mültezimler ve mültezimlere bölünüyordu; mültezimler voyvodaların, boyarların veya manastırların kendilerine verdikleri toprakları bırakma hakkına sahipti. Bu devirde tahıl (özellikle darı) tarımının hayvancılıktan (at ve sığır) daha az önemli olduğu sanılır. Ticaret, ancak Tuna ve Dniester vadilerinin ağızları ve Cenova ticaretiyle büyük doğu nakliyatının son iskeleleri olan Chilia (Kilia) ve Ak-kerman (Cetatea Alba) limanlarında önem­liydi. Macaristan kralları ve XV. yy.dan sonra Polonya kralları, bu limanları ele ge­çirmeğe ve voyvodanın Boyarlar meclisin­de prens aileleri arasından seçilmesi yü­zünden çıkan sülâle kavgalarını kışkırtarak iki prensliği vasallaştırmağa çalıştılar; fa­kat onların zayıflığından yararlanan Türk­ler önce Eflak’ı, sonra Boğdan’ı vergiye bağladılar; osmanlı ordusu 1475′te Boğdanlı Stefan Cel Mare’ye (Istvan III) Rahova’da yenilmesine rağmen, XV. ve XVI. yy.da stratejik noktaları ele geçirdi: Tuna kaleleri, Chilia ve Cetatea Alba, Bendery (Tighina) bölgesi. Türklerin Tatarları vasallaştırması (1475), Belgrad’ın düşmesi (1521) ve Mohâç zaferlerinden sonra Maca­ristan’ın çökmesi (1526) sonucunda, voyvo­daların bağımsızlıklarını ve ortodoks dinini savunmağa çalıştıkları prenslikler kesinlikle kuşatılmış oldu.

Romanya’nın geleneksel kahramanları (Eflak’ta Büyük Mircea [1386-1418], Kazıklı Vlad III [1456-1462]; Buğdan’­da Büyük Ştefan III [1457-1504], Petru Rareş [1527-1538 ve 1541-1546]) gözüpek, zalim ve kurnaz zorbalardı; fakat Eflak prensi Büyük Mihail’in (1593-1601) Türkleri ülke­den çıkararak (1594-1597) daç tarihinde ilk olarak Rumen milletlerini tek bir devlet (1600-1601) halinde birleştirmeyi (bu devlet, kaygılanan Habsburg’lar tarafından yıkıldı) ve Erdel ile Boğdan tacını giymeyi başarma­sına rağmen, islâmiyete karşı mücadele başarısızdı. Voyvodalar, özellikle osmanlı se­ferlerine karşı daha savunmasız olan Eflak voyvodaları, sonunda, XVI. yy.a kadar hıristiyan krallarından daha istikrarlı ve daha sözünün eri olan osmanlı padişahlarının metbuluğunu kabul ettiler. Babıâli, önceleri sadece düşük bir vergiye (nakdî ve aynî) bağladığı prensliklerin metbuluğunu kabul etmeleri ve belirli sayıda asker vermeleriyle yetindi; prensliklerde ne türk kolonisi, ne de cami vardı.

Fakat tebaalarını sömürerek zenginleşeceğini uman birçok taht adayının ortaya çıkması üzerine padişah ve görevli­leri voyvodalık tahtını açık artırmaya koy­dular; en fazla veren voyvodalığa getirili­yor, sonra herhangi bir bahaneyle devrili­yordu; görev almak için birbiriyle çekişen boyarlar da bu oyuna, prenslerinden şikâyet ederek katıldılar; tam yetkili hale gelerek mültezimleri soydular ve köylüleri toprağa bağlı serfler haline getirdiler. Manastırların mülkleri devamlı olarak genişliyor ve prens­ler rumen manastırlarını büyük yunan ma­nastırlarına bağlamış olduklarından, top­raklarının kazancı yabancılara gidiyordu. Prensliklerdeki zenginliğin çektiği birçok yunan serüvencisi Eflak ve Boğdan’a akın etti.

Boyarlar sınıfı, Millî parti ve Yunan partisi olarak ikiye bölündü; Yunan partisi çok erken bir tarihte bazı üyelerini Eflak (Şerban Cantacuzinos, 1678-1688) ve Boğdan (Dimitri Cantemir) prensliklerinin yönetici­si seçtirdi ve 1711′de Babıâli artık Boğdan’da hospodarlık görevine Fenerli rumlardan başkasını getirmemeğe karar verince (1716′da Eflak’a) yönetimi kesinlikle ele ge­çirdi.
Rumen ülkelerinde XVIII. yy.ın en önemli olayı, Polonya, Macaristan ve özellikle Os­manlılara karşı XV. yy.dan beri devam eden mücadeleyi sağlamlaştırmak için latin ülkeleriyle kurulan ilişkiler sonucunda mil­lî kültürün gelişmesidir (XVIII. yy.da yük­sek sosyete fransız kültüründen büyük ölçü­de etkilendi). Erdel’de uniat kilisesi ve pis­kopos Micu bu kültürel gelişmeyi destekledi; Boğdan ve Ellak’da yunanlıların kilise yüksek görevlerini ele geçirmeleri resmî dil ve âyin dili olan slavonca’ın terk edilmesi­ne yol açtı; mahallî rahip sınıfı, artık bu kutsal dili öğrenme imkânı olmadığından, âyinlerini rumence yapmağa başladı. Gene anlamlı bir olay da rumen edebiyatının ön­ce dinî, sonra tarihî eserlerle başlamasıdır (1688′de Eflak’ta rumen dilinde ilk incil’in yayımlanması).

Erdel 1538-1691 arası Macaristan’dan ay­rıldı; Babıâli’nin ve Habsburg’ların istekleri birbirini dengeleyince, ülke komşularından çok daha bağımsız hale geldi; Reformun sızmasıyle ayrıcalığı arttıysa da, XVIII. yy.daki yeni avusturya istilâsı sonucunda muh­tariyeti hemen hemen ortadan kalktı ve Habsburg’ların katolik siyasetine karşı, tarih ve filoloji kaynaklarına dayana­rak rumen halklarının aynı kökten gel­diğini yayan milliyetçi anlayış yeniden canlandı. Tam bir çöküş içinde olan Po­lonya’nın savunmada kalmasına karşılık, hızla gelişmekte olan Rusya, Büyük Petro’dan (1682-1725) sonra, İstanbul yo­lu üstünde birer merhale olan prens­liklere göz dikti ve Avusturya’nın Aşağı Tuna üstündeki niyetlerini engellemeğe baş­ladı.

Rusların ortodoks olmaları bir avan­tajdı; ama askerî işgal, prensliklerin halkı­nı ayaklandırmağa yetti ve prenslikler iki büyük devlet arasındaki rekabetten yararla­narak ayakta kalmayı başardılar: Eflak’ın 1715-1739 arası Avusturya’ya bağlanan Oltenia’yj geri almasına karşılık, Rutenlerin tekrar üstünlüğü ele aldığı Bukovina’yı A-vusturya’ya (1775), Beserabya’yı da Rusya’­ya kaptırdı (1812). Ruslar Besarabya’ya ukrayna’lı kolonlar yerleştirdiler; Rumenler nüfuslarının artması sayesinde bu kayıpları Erdel’de ve Tarmsvar (Timişoara) [XVIII. yy.] banatlığında telâfi ettiler. Küçük Kay­narca antlaşmasından (1774) sonra her sa­vaşta prenslikleri işgal eden Rusya’nın hi­mayesi yavaş yavaş, hospodarları canı iste­yince azletme hakkını kaybederek yedi yıllık bir süre için tayin etmek zorunda kalan (1802) Babıâli’nin himayesinin yerini aldı.

Eflak hospodarı Konstantinosv İpsilanti’nin Sırp ayaklanmasını (1804) desteklemesi, Babıâli tarafından azledilmesine (1806) ve ülkenin Rusya tarafından işgaline (1806) yol açtı. Konstantinos’un oğlu Aleksandros İpsilanti’nin Osmanlı imparatorluğundaki hıristiyanları ayaklandırma teşebbüsünden sonra, Fener rumları rejimi yıkıldı (Tudor Vladimirescu’nun isyanı, 1821). Türkler, ayaklanan Yunanlılarla Rumenlerin anlaşma­larını önlemek için rumen asıllı prenslerden ton Sturdza’yı Boğdan’a ve Grigore Ghika VII ‘yi Eflak’a tayin ettiler ve Romanya için yeni kanunlar koymağa karar verdi­ler; böylece Fener rejimi sona erdi (1822). Kont Pavel Kiseiyov tarafından temsil edi­len çar, prenslikleri işgal ederek, Edirne antlaşmasından (1829) sonra, Eflak (1831) ve Boğdan’da (1832) «organik bir talimat»ı kabul ettirdi.

Bu talimata göre hospodarlar büyük boyarlar tarafından kaydı hayat şartıyle seçiliyordu. Çar aynı zamanda, parla­mento rejiminin çekirdeği olan «kamu mec­lisleri» kurdu. Gerçekte bir sınıf rejimi olan bu rejim, buğday ihracatının gelişme­siyle aynı zamanda başladı; 1829′da serbest bırakılan ihracat küçük köylü mülkiyetinin zararına olarak büyük toprakları değerlen­dirdi. Bununla birlikte, batı etkisi Rusya’nınkinden daha kuvvetliydi. 1848′de, rus or­dusu tarafından bastırılan devrim dene­melerinin başarısızlığına rağmen prenslikle­rin birleşmesi ve rejimin serbestleştirilmesi hareketi gelişti; Baltalimanı uzlaşmasıyle (1849) hospodarların iktidarı yedi yıla indi­rildi ve iki Kamu meclisinin yerini iki özel divan (Divan ad hoc) aldı; fakat Napoleon III’ün cömert hareketi, prensliklerin ön­ce Rusya (1853-1854), sonra Avrupa adına hareket eden avusturya birlikleri tarafın­dan (1854-1856) işgaline yol açan Kırım sa­vaşından sonra millî hareketin başarıya ulaşmasma imkân verdi.

Güney Besarabya’yı Boğdan’a veren Paris antlaşması, prenslikle­ri, büyük devletlerin garantisi altına aldı; Osmanlı devletinin hâkimiyeti devam edi­yordu, ama ordusu her çeşit müdahale hak­kını kaybetmişti. Boğdan (Mihail Kogalniceanu’nun nutku) ve Eflak’ta niyetlerini açığa vuran birlik taraftarları 1857 seçim­lerini kazanınca, Paris konferansında (1858) Eflak ve Boğdan Birleşik prenslikleri ta­nındı. Avusturyalılarla Osmanlılar arasında­ki düşmanlıktan dolayı birlik, ancak 18 üyeli bir merkez cemaati ve Focşani’de top­lanan bir temyiz mahkemesi tarafından tem­sil edildi; fakat önce Boğdan, arkasından da Eflak, Alexandru Cuza’yı hospodar seç­ti (1859-1866) ve hükümetlerle parlamentolar birleştirildi (1859).

Prens diktatörce usul­lerle ve Kogalniceanu’nun da desteğiyle yu­nan manastırlarının mallarına elkoydu ve çar Aleksandr II’yi örnek alarak ilk tarım reformunu yaptı (1864). Soylular Cuza’yı kovarak (şubat 1866) yerine Hohenzollern’li Karl’ı getirdiler ve daha liberal bir anayasa hazırladılar. Yeni kral güç bir başlangıçtan (1870-1871′de kralın Almanlara yakınlığının doğurduğu buhranlar ve Avusturya-Macaristan ile bir ticaret antlaşmasının imzalan­ması) sonra, kurnazlığı sayesinde kendini kabul etirdi; fakat çoğunlukla gerçek ikti­darı, tahta çıkmasına yardım etmiş olan liberal lon Bratianu’ya bırakmak (özellikle 1876-1886 arası) zorunda kaldı.

Modern Romanya

Romanya’nın Rus-Türk savaşında (1877 -1878) Rusların safında yer alması ve rumen ordusunun Plevne’nin alınmasına katılması, bağımsız Rumen devletinin kurulmasına (mayıs 1877) yol açtı. Romanya Besarabya’­yı (çar tarafından geri alındı) vererek hal­kının çoğu bıılgar ve türk olan Dobruca’yı aldı (1878 Berlin antlaşması). Veraset hakkı tanınan prens, 1881′de Carol I (1881-1914) adiyle Romanya kralı oldu; Rusya’yı Ber­lin’e karşı tutumundan dolayı bağışlamayan kral, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile gizli bir ittifak imzaladı (1883). Berlin’in bu ittifaka katılması, Er del meselesini unut­turdu; 1881′de Erdel’de kurulan millî Rumen partisi Erdel’i Macaristan’ın 1867 oldu bittisiyle kesinlikle ilhakını kabul etti.

Kamuoyu Erdel’in macarlaştırılmasına öf­kelendi. Romanya, 1013′te Dobruca’nın gü­neyindeki bölgeyi Bulgaristan’dan almak için (Bükreş antlaşması, 10 ağustos 1913) İkinci Balkan savaşına katıldı. Birinci Dün­ya savaşı patlak verdiğinde ülkesinin Al­manya safında savaşa girmesini sağlayama­yan kral kısa süre sonra öldü. Yeğeni ve vâ­risi Ferdinand I (1914-1927), lon Bratianu’nun öğüdüyle müttefikler safında savaşa girdi (ağustes 1916). Çabuk ezilen rumen ordusu, ülkenin büyük kısmını boşalttı ve Siret kıyısına çekildi (aralık 1916). Rusya yararına Besarabya’da, bir Boğdan Sovyet Sosyalist cumhuriyeti halinde kuruldu (ka­sım 1917), fakat rumen birlikleri tarafından işgal edilerek Romanya’ya katıldı (aralık 1918).

Rusya’nın desteğini kaybeden kral, alman ordusu karşısında yenilerek, Dobru­ca’yı Bulgaristan’a, Erdel’e yakın bölgeleri Avusturya – Macaristan’a bıraktı (7 mayıs 1918, Bükreş antlaşması). Habsburg’ların yıkılmasıyle bu antlaşmanın şartları hüküm­süz hale geldi; ayrıca Bukovina (Cernauti [Çernovtsıy] meclisi 27 ekim), Erdel ve Banat (Alba Iulia meclisi, 1 aralık 1918) Romanya ile birleştiklerini ilân ettiler. Bu bir­leşmeyi Avusturya (Saint-Germain-en-Laye, 10 eylül 1919) ve Macaristan (Trianon ant­laşması, 4 haziran 1920) tanıdı; Macaristan ayrıca Romanya’ya Timişoara banatlığını da bıraktı.

Büyük Romanya

Ülkenin yüzölçümü 130 000 km2′den, 295 000 km2′ye yükseldi, fakat aşırı rumen milliyet­çileri müttefiklerin çizdiği sınırları güçlük­le kabul ediyordu; rumen ordusu, ilk hü­cumdan (nisan-mayıs 1919) sonra Bela Kun rejimini yıktı ve Doğu Macaristan’ı işgal et­ti (temmuz-ağustos 1919). Bükreş hüküme­ti, müttefiklerin kraliyet nüfusunun dörtte birini meydana getiren millî azınlıklar (macar, alman, Ukraynalı, bulgar, rus, sırp) için istediği garantileri vermeyi reddetti; ay­rıca yahudi aleyhtarlığı gelişti.

Sosyal me­seleler de ciddîydi; büyük toprak sahipleri­nin baskısına karşı uzun süredir kargaşalıklar (1888) veya 1907′deki gibi genel isyanlar­la (vahşîce bastırıldı) direnen yoksul ve ca­hil köylüler, 5 800 000 ha’lık büyük toprak parçalarının dağıtılmasını sağlayan bir tarım kanunu çıkarttırmayı başardılar, fakat ço­ğu taksitleri ödeyemeyecek kadar yoksul olduğu için, kendisine verilen toprak par­çacığını satmak zorunda kaldı. Gelişmeyi özellikle petrol ile ilgilenen yabancı sermaye sağlıyordu. Siyasî hayat da iyi teşkilâtlanmamıştı; 1923 Anayasası genel seçim siste­mini onayladı fakat kral ve bakanlar par­lamentonun çalışmasını engellemeğe devam etti. 1929 İktisadî buhranı krallığı etkileme­ğe başlayınca, partiler arasındaki çatışma arttı; sağcı partilerin yahudi düşmanlığını, 1931′de Corneliu Codreanu (Demir Muhafız) tarafından kurulan totaliter hareket daha da geliştirdi.

Kral Ferdinand, oğlu Carol’u mirastan mahrum ederek tahtını ölürken (1927), altı yaşındaki torunu Mihail I’e bı­raktı (1927-1930); fakat haziran 1930′da Ca­rol II (1930-1940) iktidarı oğlunun elinden aldı ve siyasî kargaşalığı bahane ederek 1938′de diktatörlüğünü kabul ettirdi: Demir Muhafızlar teşkilâtı dağıtıldı, Codreanu öl­dürüldü (1938), fakat taraftarları suikast teşebbüslerine devam etti.

1919 Antlaşmalarından yararlanan Roman­ya, dış siyasette önce Habsburg’ların imparatorluğunu bölüşen ülkeleri birbirine bağ­layan Küçük Antant’a hâkim olan Fransa ile dostluk kurdu. Fransız etkisinin zayıfla­ması, 1938′den sonra, Romanya’yı Hitler’in Reich’ının etkisi aianına soktu; ülkede buğ­day, mısır ve özellikle alman savaş ekono­misine gerekli petrol vardı. Alman-sovyet antlaşması (1939), S.S.C.B.’nin Besarabya’­yı ve Bukovina’nın kuzeyini ele geçirmesine (haziran 1940) imkân verdi. Hitler ile Mussolini, Romanya’yı, Erdel’in kuzeyini Macaristan’a vermek zorunda bıraktılar (Vi­yana, 30 ağustos 1940). Bu bozgun, general lon Antonescu’nun iktidara gelmesine (ey­lül 1940) yol açtı; Antonescu, kralı, Mihail I lehine tahttan feragata zorladı.

Dobruca’­nın Bulgaristan’a bırakılmasını (Craiova antlaşması) kabul etmek zorunda kalan general, conducaior (yönetici) unvanını aldı ve gönüllü olarak Alman birliğine giren «Lejyoner devlet»i kurdu. Romanya, ekim başında Wehramcht tarafından işgal edildi. Yeniden kurulan Demir Muhafızlar teşkilâtı birçok siyaset adamını ve yahudiyi öldürdü, sonra birbirine düşerek kanlı çatışmalarla parçalandı (eylül 1940-ocak 1941). 1941 Ocağında lon Antonescu bir askerî hükümet kurdu ve partileri yasakladı. 22 Haziran 1941′de alman ordusunu desteklemek için S.S.C.B.’ye savaş açtı; Besarabya’nın geri alınmasından ve birliklerinin Odessa’ya gir­mesinden sonra, mareşalliğini ilân eden Antonescu, Dniester ile Bug arasındaki Tansnistria’yı ilhak etti (ekim 1941). Fakat 1941 sonunda, Almanların ilk yenilgilere uğ­ramasından sonra rumen kamuoyunun cesa­reti kırıldı; dışişleri bakanı Mihail Antones­cu, Büyük. Britanya ve A.B.D. nezdinde 1944′e kadar devam edecek olan bir dizi sondaja girişti; fakat batılıları S.S.C.B.’ye karşı kışkırtmayı başaramadı.

Romanya’ya yapılan sovyet hücumlarının başarıyle so­nuçlanması üzerine patlak veren devrimci ayaklanmada antonescu’lar tevkif edildi (23 ağustos 1944); kral Mihail bir koalisyon ka­binesi kurdu ve müttefiklerden mütareke is­tedi; Bükreş’in Almanlar tarafından bom­balanmasından sonra Romanya Reich’a sa­vaş açtı. Moskova mütarekesiyle, S.S.C.B. işgalindeki Besarabya ile kuzey Bukovina’dan ve Bulgaristan’a bırakılan Güney Dobruca’dan vaz geçti, fakat Kuzey Erdel’in kendine geri verileceği (Macaristan’dan) va­adini aldı; ayrıca 300 milyon dolarlık taz­minat ödeyecek ve Almanya’ya karşı sava­şa katılacaktı.

Bu mütarekenin toprakla il­gili maddeleri, Paris antlaşmasıyle (1947) onaylandı. Romanya sovyet etki alanı içine girince bir Millî Demokratik cephe halinde çevresine milliyetçi-köylü, liberal ve sosyal-demokrat partileri toplayan (1944 ilk­baharı) Komünist partisi, durumunu hızla düzeltti; 6 mart 1945′te «Çiftçiler cephesi­nin kurucusu Groza’nm yönetimi altında bir kabinenin kilit bakanlıklarını ele geçirdi; bu kabine yeni bir toprak reformu yaptı (25 mart 1945 kanunu). 19 Kasım 1946 seçimle­rini Komünist partisinin yönetimindeki De­mokratik Partiler bloku, kazandı; sonra Maniu’nun (köylü) mahkûmiyeti, Tatarescu’nun (liberal) ve Petrescu’nun (sağ sos­yalist) bertaraf edilmesi ve Milliyetçi-Köylü partisinin kapatılma siyle muhalefet yok edildi (1947). 30 Aralık 1947′de kral istifa etmek zorunda kaldı ve hükümet Romanya Halk cumhuriyetinin kurulduğunu ilân et­ti.

Cumhuriyet 1955′te Birleşmiş Milletler teşkilâtına kabul edildi. Ülke siyasetine ko­münistlerle sol sosyalistlerin birleşmesin­den doğan ve Gheoghiu-Dej’in yönettiği Rumen işçi partisi hâkimdi; tek liste reji­miyle seçilen (mart 1948) bir Büyük Millet meclisi nisan 1948 Anayasasını oyladı. Enerji kaynaklarıyle sanayi millileştirildi (1948); zengin köylülerin mallarına elkondu (1949), fakat tarımı kolektifleştirme ha­reketi ancak 1962′de tamamlandı. Ekonomi planlandı (beşer yıllık iki plan; 1951-1955, 1956-1960). Planlamanın sonucu olan ikti­sadî güçlükler «sağ sapmacıların» (Anna Pauker gibi) bertaraf edilmesine (1952) yol açtı; bu güçlükler ayrıca Groza hükümeti­nin başına Gherorghiu-Dej’in getirilmesine ve çok önem verilen millî azınlıklar meselesini çözmek için, Erdel’in güneybatısında muhtar bir macar bölgesi kuran yeni bir anayasanın kabulünü (24 eylül 1952) gerek­tirdi.

Stalin’in ölümünden sonra İşçi par­tisi yöneticileri iktisadî siyasetlerini esnek­leştirdi; fakat bir karşılıklı yardım antlaş­ması imzalanmasıyle (4 şubat 1948) S.S.C. B.’ye bağımlı olmağa devam ettiler ve Var­şova paktına katıldılar (1955). S.S.C.B. 1954 -1956 arasında rus-rumen karma kuruluş­ları olan «Sovrom» rejiminden yavaş yavaş vaz geçti. Hükümet yönetimini Chivu Stoica’ya bırakan (1955) Gheorghiu-Dej, Rumen İşçi partisi genel sekreteri oldu ve genel si­yasî af ilân ettirdi (1955), S.S.C.B. Komü­nist partisinin XX. kongresinde (şubat 1956) Stalin’ciliğin suçlanmasından yararlanan Romanya, Yugoslavya ile ilişkilerini yeni­den kurdu, partinin muhaliflerini bertaraf etti (1957 ve 1958) ve sovyet kuvvetlerinin ülkeden çekilmesini sağladı.

1961′de, ağır sanayiye öncelik tanıyan, fa­kat hayat seviyesini düzeltmeyi hedef tutan hafif sanayilere daha önemli yer veren üçüncü bir beş yıllık plan yürürlüğe kondu. 1961′de, Komünist partisi tarafından yöne­tilen Demokratik Halk cephesinin kazan­dığı (oyların yüzde 99,77 si) seçimlerden sonra, Millet meclisi tarafından tayin edi­len ve Gheorghiu-Dej’in başkanlığına geti­rildiği yeni bir Devlet konseyi, eski prezidyumun yerini aldı ve hükümetin ve yargıtayın çalışmasını kontrol etmekle görevlen­dirildi.

Hükümetin üçüncü önemli görevi olan Ba­kanlar kurulu başkanlığı önce Chivu Stoica’ya (1955-1961), sonra Gheorghe Maurer’e verildi. Gheorghiu-Dej’in ölümünde devlet başkanlığına Chivu Stoiea, İşçi partisinin başına Nicolae Ceauşescu geçti. 1965 Yılının başlıca iki siyasî olayı, temmuz­da Rumen İşçi partisinin Rumen Komünist partisi adını alması ve Ceauşescu’nun 21 ağustosta Millet meclisinde tarımı kolektif­leştirme işi bittiği ve artık bütün üretim araçları toplumun eline geçtiği için Roman­ya’nın artık bir «Halk cumhuriyeti» değil bir «Sosyalist cumhuriyet» olduğunu ilân et­mesidir.

1952 Anayasasının yerini alan 21 ağustos 1965 Anayasası, Millet meclisinin devlet ve yönetim organları üstündeki hu­kukî kontrolünün genişletilmesini öngördü. Bununla beraber Rumen Komünist partisi­nin (1 ocak 1966′da bir buçuk milyon üye) toplumun yönetici gücü olmağa devam et­tiğini belirtir. Bu madde Ceauşescu’nun otoritesini artırdı. 8 Aralık 1967′de Ceau­şescu Chivu Stoiea’nın yerine Devlet kon­seyi başkanı seçildi (ayrıca parti başkanı ol­mağa da devam edecekti.) Bu tekelden yö­netim sistemi Ceauşescu’ya, Konsey başkanı yardımcısı olan ve uzun süreden beri Ghe­orghiu-Dej’in halefi gözüyle bakılan Gheorge Apostol’u basit bir bakan seviyesine in­dirme imkânını verdi.

5 Mart 1961 ve 7 mart 1965 seçimlerinde seçmenlerin hemen hepsi, Komünist partisi tarafından yönetilen Demokratik Halk cep­hesi adaylarına oy verdiği için (tek liste) Millet meclisinin yapısı (465 milletvekili) değişmedi. Bununla birlikte aralık 1966′da meclis, seçmenlere tek liste içindeki birçok adaydan tercih yapma hakkını veren bir se­çim reformunu oyladı.
Bu reform Romanya’nın Doğu Avrupa’daki orijinal durumunu daha sağlam bir şekilde belirleyen daha geniş bir reformun parça­sıdır.

Bu orijinallik daha çok dış siyasette kendini gösterir, önsözü Romanya’nın Sov­yetler birliğine bağımlılığına âlet yapmayan 1965 Anayasası «bağımsızlık» ve «karışma­ma» prensiplerini açıkça belirtti. Bükreş, Moskova’yı Pekin ile çatıştıran anlaşmazlık­ta taraf tutmayı reddetti. Hattâ Çuen Lay’ın Bükreş’e ve Maurer’in Pekin’e yaptıkları yolculuktan sonra, 15 şubat 1967′de Bük­reş’te Çin ile Romanya arasında bir antlaş­ma imzalandı. Haziran 1967 Arap-lsrail ça­tışması sırasında Romanya, sosyalistlerin İsrail’i suçlamalarına katılmadı; hattâ Bu­dapeşte ve Karlovy Vary’de tertiplenen zir­ve konferansına temsilci göndermedi. Ro­manya’nın bu bağımsız davranışı, Varşova askerî paktına, Komekon’a katılmasının tartışılmasına yol açtı ve Ceauşescu ekim 1966′da Dünya Komünist Hareketi konfe­ransına resmen karşı çıktı, öte yandan Romanya, Balkanlar’da ken­dine imtiyazlı bir durum sağladı: Bulgaris­tan ile antlaşmalar imzalandı, Yugoslavya ile işbirliği gelişti..

Romanya, Kıbrıs mese­lesine karışmamakla Türkiye ve Yunanistan ile yakınlık kurdu. Eylül 1966′da Yunanis­tan ile Romanya arasında birçok antlaşma imzalandı; bu anlaşmalar özellikle malları Romanya’da devletleştirilmiş olan yunan asıllıların tazminat almalaııyle ilgiliydi. Romanyalı yöneticiler, ticaret ve kültür ant­laşmaları imzalamak üzere La Haye’e ve Paris’e gitti (1966 ve 1967). Romanya’nın siyasî muhtariyetini iki teşebbüs ortaya koy­du. İspanya (5 haziran 1967), Federal Al­manya (31 ocak 1967) ile ticarî ve iktisadî ilişkilerin yeniden kurulması, Romanya dışişleri bakanı Corneliu Manescu’nun Birleş­miş Milletlerin 22. oturumuna (eylül 1967) başkan seçilmesi Romanya’nın milletlerarası itibarını ortaya koydu.

Son gelişmeler

9 Aralık 1967′de Romanya Komünist partisi genel sekreteri Nicolae Ceauşescu, Büyük Millî meslis tarafından cumhurbaşkanı (Devlet konseyi başkanı) seçildi. Meclis, aynı zamanda Bakanlar kurulunu da yenile­di. Yeni yöneticiler, 6-8 aralıkta Bükreş’te toplanan parti konferansında alınan iktisadî reform kararlarını uygulamak için bu gö­revlere getirilmişti.
14 Mayıs 1968′de Fransa cumhurbaşkanı De Gaulle, Romanya’yı ziyaret eden ilk fransız devlet başkanı olarak Bükreş’e geldi. İki ülke arasında teknik ve kültürel işbirliğinin gelişmesi için bir program yapıldı. Roman­ya aynı zamanda İsrail ve A.B.D. ile de ti­carî ve bilimsel işbirliğini geliştiren temas­lar kurdu.

21 Ağustos 1968′de ortak toplantı yapan Romanya Komünist Partisi Merkez komite­si, Devlet konseyi ve hükümet S.S.C.B.’nin Çekoslovakya’yı işgali konusunda «derin endişe» duyduğunu ve bu hareketin sosya­list ülkeler arasında millî hâkimiyet ilke­sini zedelediğini belirtti. Bu konuda Ceau­şescu, yugoslav devlet başkanı Tito ile 24 ağustosta bir görüşme yaptı. Bu arada, Moskova radyosu, S.S.C.B.’nin Romanya’ya saldıracağı konusundaki söylentileri yalan­ladı; fakat iki ülkenin Çekoslovakya’nın işgali konusundaki tutumu, sovyet radyo ve basınında şiddetle yerildi.

Romanya ve Yu­goslavya devlet başkanları şubat 1969′da tek­rar buluşarak milletlerarası meselelerde ay­nı görüşleri paylaştığını belirttiler. A.B.D. cumhurbaşkanı Nixon, 2 ağustos 1969′da Bükreş’i ziyaret etti. 17 Ağustosta Roman­ya ile İsrail’in diplomatik ilişkilerini büyükelçilik seviyesine çıkardıkları bildirildi. Bunun üzerine Sudan ve Suriye, Romanya ile diplomatik ilişkilerini kesti; B.A.C., bü­yükelçisini geri çekti. Kısa bir süre sonra Irak da aynı davranışta bulundu. Eylül 1969′da Ceauşescu, İran’ı ziyaret etti ve uzun vadeli iktisadî ve teknik yardım ant­laşması imzalandı. İngiltere ile de iktisadî ilişkiler geliştirildi.

Romanya’da 1968-1970 yılları arasında stalin’ci bir rejim uygulayan yöneticiler yavaş yavaş tasfiye edildi. Ghe­orghiu-Dej rejiminin ilerigelen liderleri gö­revden uzaklaştırıldı. Sosyalist Birlik cep­hesi yerine 19 kasım 1968′de Halk Demokra­tik cephesi kuruldu ve bu birliğe Komünist partisinden başka sendikalar, kooperatif ku­ran çiftçiler ve tüketicilerin teşkilâtlarıyle meslekî, bilimsel ve dinî kurumların temsil­cileri ve azınlıkların kuruluşları da katıldı, Halk Demokratik cephesi 2 mart 1969′da yapılan seçimlerde sandalye için bir aday gösterdi. Resmî sonuçlara göre 12 500 000 seçmenin yüzde 99,96’sı seçimlere katıldı, 13 Mart 1969′da toplanan mecliste Ceauşes­cu tekrar cumhurbaşkanı ve İ. Maurer de başbakan seçildi.

Ağustos 1969′da toplanan Komünist Partisi kongresi, Gheorghiu-Dej rejiminin yöneticileri hakkında alınan ted­birleri onayladı. Mayıs 1970′te, Romanya ta­rihinde yüzyıldır görülmeyen bir sel felâ­keti 160′tan fazla insanın ölümüne, 250 000 kadarının evsiz kalmasına sebep oldu ve
1 000′den fazla şehri tahrip etti. Romanya, S.S.C.B. ile ilişkilerini geliştirerek 7 temmuz 1970′te bir dostluk ve karşılıklı yardım antlaşmasını Bükreş’te imzaladı. Ekimde Doğu Almanya, kasımda da Polonya ile aynı şekilde birer antlaşma yapıldı. Ba­tı Almanya cumhurbaşkanı
G. Heinemann mayıs 1971′de doğu avrupa ülkelerini ziyaret eden ilk batı alman devlet başkanı olarak Bükreş’e geldi.

Romanya’da bulunan çok sa­yıda alman veya almanca konuşan azınlık konusu ele alındı. Romanya hükümeti, 1971 şubatından itibaren 7 000 kadar alman asıl­lı rumenin Batı Almanya’ya gitmesine izin vermişti. Başkan Ceauşescu 1971′de Çin Halk cumhuriyetini ziyaret etti. Romanya, Malta’nın yeni başbakanı Mintoff’un yöne­timini de destekledi; Sudan ile diplomatik ilişkilerini aralık 1971′de yeniden kurdu.

Askerî tarih

Romanya’nın ilk silâhlı kuvvetlerini 1831′de Rusya kurdu. 1861′de, Eflak-Boğdan prens­liklerinin tek bir devlet halinde birleşmesi sonucunda millî bir ordu meydana geldi. İlk rumen birlikleri
(40 000 kişi) 1877 Türk-Rus savaşında çarlık ordusu safında çar­pıştı
(bk. BALKANLAR, Ask. tar.).

İkinci Balkan savaşından sonra prusya ordusu örnek alınarak yeniden teşkilâtlandırılan ru­men ordusu, balkanlı müttefikleriyle birlik­te N1913′te Bulgaristan Dobrucası’nı işgal et­ti. 600 000 kişilik bu ordu 1916′da İtilâf Devletleri kuvvetleriyle birleşti, fakat Falkenhayn’ın ve Mackensen’in hücumları kar­şısında tutunamayarak Boğdan’a çekildi ve kısa süre sonra savaşa son vermek zorunda kaldı. 1917′de general Bertholot emrindeki fransız heyetinin yeniden teşkilâtlandırdığı romanya ordusu, alman ordularına karşı ge­nel bir hücuma girişti (Maraşeşti muharebe­leri), Macaristan’da Bela Kun’un Komü­nist devrimini yok etmek için savaştı ve Budapeşte’yi işgal etti (1919). Yeniden fransız usulüne göre donatılan ve eğitilen bu ordu, İkinci Dünya savaşı ari­fesinde 24 piyade tümenini ve 4 süvari tü­menini (200 000 kişi) kapsıyordu.

Son sa­vaş sırasında bu kuvvetler (30 tümen) önce Rusya’ya karşı alman ordusu safında (1941-1944), sonra almanya’ya karşı sovyet ordusu safında (14 tümen) savaştı (1944-1945). 1947 Paris antlaşmasıyle romanya ordusu, 138 000 kişiye indirildi. Fakat o tarihte tespit edilen rakamları aşarak 1960′ta 500 000 kişi­ye yaklaştı. 1955′ten beri Varşova Paktı çerçevesinde görevlendirilen romanya kuv­vetleri üç askerî bölgeye (Yaş, Bükreş ve Cluj) dağıtılmıştır. Hava Kuvvetleri, 1960′ta beş hava tümenini kapsıyordu.
Deniz Kuvvetleri, Tuna’da güvenliği ve Ka­radeniz kıyılarının korunmasını sağlar. 1947 Antlaşmasıyle 15 000 ton ve 5 000 kişi ola­rak sınırlandırılmıştı. 1962′de Sovyet Rus­ya tarafından verilmiş 1 kruvazörü, 6 refa­kat gemisi ve 6 denizaltıyı kapsıyordu. De­niz kumandanlığı ve Deniz okulu Kösten­ce’dedir.

Romanya’da nizamî ordunun yanı sıra, bü­tün halk demokrasilerinde olduğu gibi, gü­venlik kıtaları (12 alay ve 8 hudut tugayı), kışlalarda milis kuvvetleri ve Komünist Par­tisinin kontrolü altında sanayi kurumlarının korunmasını sağlayan işçi taburları vardır.

Türkiye – Romanya ilişkileri

Osmanlıların Romanya devleti kurulmadan önce bu ülkeyle ilişkileri, Memleketeyn de­nilen Boğdan ve Eflak ile başladı. 1. Boğdan – Osman ilişkileri, 1420′de Mehmed I zamanında başladı. Mehmed I, Ef­lak voyvodası Mihail’i yenerek Dobruca’ya girdi; Boğdan’a akınlar yaptı ve Akkerman’ı (Cetatea Alba) kuşattı; fakat ka­leyi alamadı.

Boğdan voyvodası Âlexandru Cel Bun (1400-1432), 1431′de Murad II’nin ordularına karşı mücadele etti; fakat, türk baskısı kuzeye doğru yayıldı. 1455′te Petru Aron, Fatih’in metbuluğunu tanımak zo­runda kaldı ve Boğdan, türk askerî sistemi içine girerek devlete yıllık vergi (2 000 al­tın) ödemeğe başladı. Osmanlılar da Boğdan’ın iç işlerine ve voyvodanın imtiyazla­rına karışmadılar. Boğdan beyi Stefan Cel Mare (1457-1504), bağımsızlık için müca­dele etti ve 1457′de Rumeli beylerbeyi Ha­dım Süleyman Paşayı Vaslui’de yendi; pa­pa, Ştefan’a bu zaferinden dolayı «Athleta Christi» (İsa’nın pehlivanı) unvanını verdi. Kısa süre sonra, Kırım’da Kefe’yi Cenevizlilerden alan Fatih, 1476′da Akdere’de (Valea Alba) Boğdanlıları yendi; merkezleri Suceava’yı yaktı.

Bayezid II, 1484′te, Eflak voyvodası Vlad ve Kırımlıların yardımıyle Boğdan’ın anahtarları ve kapıları sayılan Kili ve Akkerman’ı ele geçirdi. Ştefan, bu iki kaleyi almağa çalış­tıysa da başaramadı, ömrünün sonuna doğ­ru Osmanlılara boyun eğerek 4 000 altına çıkarılan vergiyi ödedi; oğlu Bogdan’a «ül­keyi, öteki milletlerden daha hâkim ve kuv­vetli oldukları için, Türklere teslim etme­sini» vasiyet etti. Boğdan voyvodaları ge­nellikle bu vasiyete uydular. Ancak Petru Rareş (hük. 1527-1538; 1542-1546) buna uy­madığı için, 1538′de Kanunî sefere çıkarak Suceava’yı aldı.

Kırımlılar Yaş şehrini yak­tılar; Bucak diyarı (Güney Besarabya) Os­manlı devletine katıldı; Dniester üzerindeki müstahkem Tighina şehrine Bender adı ve­rildi. Rareş, istanbul’da Kanunî’nin elini öperek yeniden Boğdan tahtına geçti; oğlu ve halefi İliaş, islâm dinini kabul etti ve Silistre sancakbeyi oldu. İliaş, Halep’te ze­hirlenerek öldü (1562). Stefan’ın torunu İoan Cel Cumplet (1572-1574), Osmanlılara karşı savaştı; önce osmanlı kuvvetlerini Bucak’ta yendi, sonra Ahmed Paşa kuman-1965) dasındaki orduya Boğdan’da yenildi ve idam edildi.

1591′de Boğdan prensi olan Aron Tiranul, papanın kışkırtmalarıyle kurulan Kutsal İttifaka katıldı; fakat Erdel beyi Bathory tarafından öldürüldü. XVII. yy.da Osmanlı devleti, rumları idareci olarak Bogdan’a gönderdi; Boğdan kilisesi yeniden İstanbul patrikliğine bağlandı. Rumlar, ül­kenin iç işlerine karışmağa başladılar. Voy­voda Vasile Lupu (1634-1635), rumlara karşı çıkarak tahta geçti; birçok iş yapmak is­tediyse de, azledilerek altı yıl istanbul’­da Yedikule’de hapsedildi. 1681′de Boğ­dan voyvodası olan Gheorghe Duca, boğ­dan ordusuyle Türklerin yanında İkinci Vi­yana kuşatmasına katıldı (1683); savaştan sonra Lehliler Bogdan’a girdiler; fakat voy­voda Constantin Cantemir, onlara karşı koydu ve Mustafa II tarafından desteklen­di. Constantin’in oğlu Dimitrie Cantemir uzun süre istanbul’da yaşayarak türk eği­timi gördü; «Küçük Kantemiroğlu» adiyle ün kazanarak türkçe besteler yazdı, yeni notalar düzenledi; Kitabu ilmi’l-Musiki ala Vechi’l-Hurûfat (Harflerle Musiki İlmi Ki­tabı) adiyle yazdığı eseri Ahmed II’ye sun­du; fakat Osmanlı devleti aleyhine Petro I ile anlaştı; böylece Ruslar ilk defa Ro­manya işlerine karıştılar.

Dimitrie Cante­mir, Prut savaşından sonra (11 temmuz 1711), Rusya’ya kaçarak çarın müşaviri ol­du ve orada öldü. Bunun üzerine, Boğdan voyvodalığına Osmanlı devletinin kontrolü altındaki Fener’li rum beyleri getirildi. 1774′ten sonra Ruslar, Boğdan’da konso­losluk kurdular; 1775′te Bukovina, Avus­turyalılara geçti. Rum voyvodalar genellik­le Rusları tutarak Boğdan’ın parçalanma­sına yardımcı oldular.

Mahmud II devrinde rum voyvodalarının hâkimiyetine son verildi. 1830′da uygulanan «Regulamentul Organic» adındaki anayasa­ya göre, köylülerden başka her sınıftan gelen 132 kişilik bir meclis, prensi seçe­cek ve kanunları yapacaktı. Osmanlı dev­letinin Rusya ile yaptığı Baltalimanı ant-laşmasıyle (1849) Boğdan meclisi kaldırıldı ve Grigore Ghica (1849-1854) prens tayin edildi. Bu sırada Boğdan ile Eflak’ın (Memleketeyn) birleştirilmesini amaç edinen ha­reketler oldu; Boğdan’da aydınlar, bunun için çalıştılar. 1856 Paris antlaşmasından sonra Ruslar, Bogdan’a Tuna nehri ağ­zındaki Cahul, İsmail ve Belgrad vilâyet­lerini geri çevirince, Osmanlı devleti Memleketeyn’in tek metbuu oldu. Babıâli, Boğ­dan ile Eflak’ın birleşmesine karşı koydu; fakat yapılan bir plebisiti birleşme taraf­lıları kazandı. 5 Ocak 1859′da Bogdan’a albay Alexandru lon Cuza prens seçildi, aynı seçim Eflak’ta da yapıldı (24 ocak). Bu tarih, Rumenlerin millî bayramıdır.

Cu­za, istanbul’a gelerek Abdülaziz’i ziyaret etti ve «gerek kendi, gerek bütün rumen milleti adına sultanın hâki payine yüz sür­dü», İstanbul’da Küçüksu kasrında ağır­landı. Abdülaziz Memleketeyn’in Romanya adiyle bir ülke halinde birleşmesini kabul etti. Cuza’nın (1859-1866) yerine geçen prens Carol, 1877 Türk-Rus savaşlarında, Rusla­rın yanında yer aldı. Millet meclisi, hemen Romnaya’nın bağımsızlığını ilân etti; önce Ayastafanos (Yeşilköy) ve Berlin antlaşmalarıyle Romanya’nın bağımsızlığı tanın­dı. 1881′de Romanya krallık oldu.

2. Eflak – Osmanlı ilişkileri, Vlaicu zama­nında başladı. Vlaicu, 1373′te Murad I ile anlaştı; bu anlaşma Mircea Cel Batran (1386-1418) zamanında da devam etti. Bu­nunla birlikte Osmanlıların Eflak üstünde hâkimiyet kurması Mircea zamanında ol­du. Mircea Osmanlılar ile yaptığı savaş­lar sonunda, Romanya’nın varlığını koru­du; Kosova savaşına asker göndermesi üze­rine, bir osmanlı kuvveti ilk defa Tuna’yı aştı: Mircea Bulgaristan’a yürüdü. Ba­yezid I, 1394′te Eflak voyvodasını yenerek yerine Vlad’ı getirdi; Eflak arazisinde bu­lunan Turnu kalesiyle yörelerini aldı. Mir­cea, macar kralı Zsigmond ile anlaşarak Vlad’ı kovduktan sonra Niğbolu savaşına katıldı, yenilince Eflak’a çekildi. Eflak-Osmanlı ilişkileri 1402-1412 yılları arasında çok gelişti; bu sırada Mircea, Balkanlar’da hakem durumundaydı; osmanlı şehzadelerini korudu, Musa Çelebi ile Düzmece Mustafa’yı destekledi.

Osmanlı devletini ye­niden kuran Mehmed I, 1417′de Mircea’yı yenerek Turnu ile Giurgiu’yu (Yerköyü) ve Dobruca’yı aldı. Mircea her yıl 3 000 du­kalık bir vergi vermeyi kabul etti. Oğlu Vlad Dracul (1436), Varna savaşında hıristiyanların yanında yer aldı; fakat Mu­rad II’nin zaferinden sonra yeniden padi­şaha boyun eğdi. Bu yüzden Hunyadi, onu idam ettirdi. Oğlu Kazıklı Voyvoda Çepeş (Tepeş) [1456-1476] adiyle tanınan Vlad III tabilik şartlarını yerine getirmeyince kendisini tutuklamak için gelen Niğbolu sancakbeyi Hamza ile rum kâtibi Katavelenos’u bu kazığa vurdurdu (1461); Tuna’yı aşarak Bulgaristan’ı yağma etti ve 24 000 kişiyi öldürdü. Fatih, 1462′de sefere çıktı; Tuna’yı geçerek Eflak’a girdi; Vlad III, Fatih’i ele geçirmek için bir gece baskını düzenledi; başaramayınca Erdel’e çekildi; Fatih, onun yerine kardeşi Radu Cel Frumos’u geçirdi; bu yeni voyvoda (1462-1474) Osmanlı devletine bağlı kaldı ve vergi öde­di. Radu dela Afumati (1522-1529), osman­lı hâkimiyetine karşı isyan etti; 20 defa savaştı ve yenildi.

Radu Paisie devrinde (1535-1545), ibrail (Braila) yöresindeki bü­tün araziyle Eflak, Osmanlı devletine ka­tıldı. XVI. yy.da Eflak’ta osmanlı hâki­miyeti yerleşti. Eflak’ın zengin tuz madenlerinden çıkan tuzlar Tuna’daki iskelelere gönderiliyor; buğdayı, yumurtası, balı ve tereyağı özellikle istanbul’da satılıyordu. Mihail Viteazul (1593-1601) son defa ba­ğımsızlık için direnişe geçti. Kutsal it­tifak ile birleşti; türk akıncılarını pu­suya düşürdü. Mehmed III devrinde Os­manlılar Eflak’ı ele geçirdiler; Sinan Pa­şa Eflak’ın merkezi Targovişte’yi alarak tahkim etti (1595). Mihail, Erdel beyi Bat-hory’nin desteğiyle Eflak’a yeniden hâkim oldu.

Bulgaristan’a kadar ilerlediyse de, Mehmed III’ün Haçova savaşında Kutsal İttifakın kuvvetlerini yenmesi üzerine (1596), Belgrad’da, Hasan Paşanın aracılığıyle os­manlı hâkimiyetini kabul etti (1597); fakat Rudolf Il’den para yardımı alınca, yeni­den başkaldırdı. 1599′da Erdel’i, 1600′de Boğdan’ı ele geçirerek üç Romanya ülke­sini birleştirdi, 1601′de arkadaşı Boşta ta­rafından öldürüldü. XVII. yy.da Eflak’ta yunan etkisi kuvvetlendi; topraklar yunan manastırlarına vakfedildi. Şarban Cantacuzino (1678-1688), Kara Mustafa Paşanın yanında yer alarak Viyana kuşatmasına ka­tıldı (1683), savaştan sonra da hıristiyan­larla işbirliği yaptı ve kardeşi Jordache’ı Viyana’ya gönderdi; Avusturyalılar Batı Ef­lak’ın bazı kısımlarını ele geçirdiler.

Bu­nun üzerine Osmanlılara yanaşan voyvo­dalar, Avusturyalılarla iyi ilişkileri devam ettirmekle birlikte, yiyecek maddelerini es­kisi gibi istanbul’a gönderdiler. Constan­tin Brancoveanu (1688-1714), Prut antlaşma­sından sonra (1711), Ruslar ile anlaşınca Cin Ali Paşa, onu hainlikle suçladı; Bran­coveanu, dört oğlu ve damadıyle, Saray-burnu’nda yabancı sefirlerin önünde idam edildi. Babıâli, 1716′dan sonra Eflak’a voy­voda olarak Fener’li rum beylerini gön­derdi; 1714 ile 1821 arasında Eflak’a 40 hospodar (vali) gitti. Eflak’ın toprak ka­yıpları, Bogdan’a oranla az oldu; 1774′ten sonra Eflak’ta rus konsoloslukları kurul­du; 1787-1791 Avusturya-Osmanlı savaşları sırasında Eflak voyvodası Nicolae Mav-rogheni, Osmanlılara yardım etti. Tudor Vladimirescu, 1821 ‘de Osmanlı devletine başkaldırdı, lakat Ethniki Eteria adlı yu­nan cemiyetinin ülkede başlatmak istediği ihtilâle karşı çıktı; sonra Bükreş’te yayım­ladığı emirnamede kendisini padişahın sa­dık tebaası olarak ilân etti; fakat Goleşti’de öldürüldü.

Eflak, osmanlı-rus savaş­ları sırasında rus saldırısına uğradı, son­ra da Osmanlı devletini ve Rusya’yı koru­yucu olarak tanıdı. XIX. yy.ın ilk yarı­sında rumen aydınları türk ve rus hâkimiyetinin kalkması ve Romanyalıların ba­ğımsız bir Romanya içinde birleşmesi için çalıştılar. Baltalimanı antlaşmasıyle (1848), Osmanlı devletiyle Rusya, Memleketeyn’e 7 yıl süreyle prensler tayin etme konusunda anlaştılar. Barbu Ştirbey prensliğe tayin edildi (1849-1856). Eflak, Paris ant­laşmasıyle rus himayesi yerine, osmanlı hâ­kimiyeti altında, batı devletlerinin desteği­ni elde etti ve 24 ocak 1859′da Boğdan ile birleşti.

Eflak milletvekilleri Boğdan’da se­çilen Cuza’yı başkanlığı getirdiler. Memleketeyn böylece bir tek devlet olarak Romanya adını aldı.

Osmanlı – Romanya ilişkileri krallığın ku­rulmasından sonra dostça devam etti. Ru­men ordusu, İkinci Balkan savaşında Bul­garistan’a karşı savaşa girerek Silistre ve Plevne bölgelerini işgal edince (10 tem­muz 1913), Osmanlı devleti, büyük devlet­lerin karşı çıkmasına rağmen, 21 temmuz­da Kırklareli, 22 temmuzda Edirne’yi geri almak fırsatını elde etti. Birinci Dünya savaşında türk birlikleri alman ordusuyle bir­likte Romanya’ya girdi.

Romanya – Türkiye cumhuriyeti ilişkileri de dostane oldu. Romanya, hiç bir rolü ol­mamakla beraber, Lozan konferansına ka­tıldı, özellikle Carol II (1930-1940) devrin­de ilişkiler daha da sağlamlaştı. İki dev­let Balkan antantı veya paktı ile gelecek­lerini teminat altına almak istediler. 1930′da Atina’da toplanan konferansa iki dev­let de katıldı; 1931′de istanbul’da bu konferanslar tekrarlandı (bk. balkan antanti). Bu devrede Bükreş sefiri Hamdullah Suphi Tanrıöver’in telkiniyle Romanya’da yaşayan pek çok gagavuz Türkiye’ye göç etti; fakat çok geçmeden bir kısmı geri döndü. Carol II, 1938′de Erzincan’da mey­dana gelen zelzele sonunda zor durumda kalan felâketzedelere yakın ilgi gösterdi; pek çok kereste göndererek yardımda bu­lundu.

Kategori Bilgi, Maden | Yorumlar kapalı

10 Temmuz 2009 Tarihinde Saat 13:05 de sitemize eklenen bu döküman için Etiketler:akıl azlığı, Aleksandros, alınan vergi, Alman kıtaları, Alman ordusu, Anayasa mahkemesi, ANTONESCU, asıl madde, Askerî mahkemesi, askerî müdahale, Askerî tarih, Askerî Yargıtay, Avar dili, Avar imparatorluğu, Avar Türkleri, Avrupa ovaları, avusturya edebiyatı, Avusturya hükümeti, avusturyalı din adamı, Ayastafanos, ayıbı olmayan, Az konuşan, Babıali, Bakanlar kurulu, bakanlıklar, Bali adası, balkan orduları, Balkan savaşı, Balta limanı, barbar asıllı general, Batı krallığı, Birinci Dünya savaşı, Birinci Kosova savaşı, Birleşik krallık, Birleşmiş Milletler, Birleş­miş Milletler, Boğdan cephesi, Budapeşte, Buğdan voyvodası, bulgar din adamı, bulgar kralı, Bulgaristan, Büyük Millet meclisi, büyükelçi, cephe kumandanlığı, Cetatea Alba, Constantin, Dağ kralı, dağlık bölgeler, demir madenleri, deniz ve hava üsleri, Denizaltı, devlet teşkilâtı, Devletin kurucusu, Devletin kurulması, De­mokrat, Din kavgaları, dinî görüş, Diplomatik belgeler, dış siyaset, Doğu Almanya, düz arazi, efsanevi ata, efsanevi kralı, efsanevî prensi, enerji kayıpları, Federal cumhurbaşkanı, Federal cumhuriyeti, federal meclis, federal parlamento, fransız heykeltraşı, fransız ordusu, fransız tümeni, Gelecek zaman, genel sekreter, gerçek dost, germen asıllı, germen prensleri, Gizli dost, gizli niyetler, güçlü adam, Güneybatı Fransa, hainlik etme, Halk demokrasileri, halk oyunu, Hava kuvvetleri, hayat seviyesi, Hıristiyan adayları, Hıristiyanların Savunması, iç organları, idare etme, İkinci Dünya savaşı, ilim adamı, İmparator Aurelianus, İngiltere kralı, İşçi sınıfı, işini sağlam tutan, İslâm dini, islâm hâkimiyeti, islâm işleri bakanı, islâm ordusu, İslam ülkesi, islav halkı, İsrail kralı, İyi niyet, izin almak, kamu güvenliği, Kanunî Sultan Süleyman, kas gücü, katolik İspanya, Kıbrıs tahtı, kilise aleyhtarlığı, Komünist Partisi, Komü­nist partisi, Konstantin ovaları, Kosova zaferi, Köy evleri, krallık otoritesi, kutsal yer, laf atması, Lozan konferansı, macar diplomatı, macar istilâsı, Mackensen ordular, maden ocağı, mahkeme kâtibi, Med savaşları, milletvekili meclisi, millî edebiyatı, Millî Mücadele, Mısır beylerbeyi, Mısır kralları, mücadele etmek, Murad II devri, Neman or­dusu, Odessa, Opera cephesi, ortak dil, Osmanlı devleti, Osmanlı ordusu, Osmanlı tahtı, Osmanlı-Rus savaşı, patrik vekili, PEHLİVAN, Petro devri, Polonya kralı, Polonya Veraset savaşları, Prusya, Prusya başkanı, Prut savaşı, Rahip okulu, Reform sonucu, resmî unvan, Roma hâkimiyeti, Roma kanunu, romalı devlet adamı, romalı general, Romanya, ROMANYA TARİH, romanyalı kilise adamı, Rücu hakkı, Rumeli beylerbeyi, rumen tarihçi, Rusların himayesi, Rusya Türkleri, Sağlam dostluk, Satın alma, sa­vaş gemisi, şehrin kurucusu, serbest bırakma, silâh gücü, silâhlı çeteler, silâhlı kuvvetler, sinir sistemi, siyaset, siyaset adamı, siyasî parçalanma, Siyasî saldırı, Slovakya, sosyalist devletler, sosyalist partisi, süvari kuvvetleri, taç giyme, tahttan indirildi, tarihi belge, tarım merkezleri, Taş devri, terk etme, ticaret alanı, Ticaret ve Sanayi odası, ticarî merkezi, Tiran kuzeyi, tümen kumandanlığı, Tuna nehri, Türk - Rus ilişkileri, türk devlet adamı, türk edebiyatı, türk idareci, Türkiye Büyük Millet meclisi, Türkiye cumhuriyeti, Tütün tarımı, Ukrayna, Üreme organları, vahşî hayvan, verilen teminat, Viyana kuşatması, Yargıtay, yasama gücü, yetkili temsilci, yol tutan, yolcu gemisi, yönetim bölgesi, Yugoslavya, yunan asıllı, Yunan birlikleri, yunan kilisesi, Yunanistan, ziyaret etme

ROMANYA TARİH hakkında bilgi içeren tüm dizin yazıları için tıklayınız: ROMANYA TARİH hakkında >>

Yorum yap

Eğer yorum yapmak istiyorsanız aşağıdaki formu kullanabilirsiniz.

İsim (gerekli)

Email (gerekli)

Websiteniz

Yorumlar

Yorum yapma kapalı.

Google
Özel Arama
  • Kategoriler:
    • Abbasiler
    • Afrika
    • Akademi
      • Almanya Akademileri
      • Belçika Akademileri
      • Çeşitli Akademiler
      • Çin Akademileri
      • Fransa Akademileri
      • İngiltere Akademileri
      • İspanya Akademileri
      • İsveç Akademileri
      • İtalya Akademileri
      • Polonya Akademileri
      • S.S.C.B Akademileri
      • Türkiye Akademileri
      • Vatikan Akademileri
    • Akdeniz
      • cografya
      • Tarih
    • Almanya
      • Almanca
      • Askeri Tarih
      • cografya
      • Din
      • Edebiyat
      • İlim
      • Kurumlar
      • Müzik
      • Öğretim
      • Sanat
      • Sinema
      • Tarih
    • Alp dağları
      • Coğrafya
    • Alsace
      • coğrafya
      • Güzel Sanatlar
      • Tarih
    • Alüminyum
    • Amasya
      • Tarih
    • Amerika
      • Amerika Birleşik Devletleri
        • Askeri Tarih A.B.D.
        • cografya A.B.D.
        • Edebiyat A.B.D.
        • Güzel Sanatlar A.B.D.
        • Haberleşme A.B.D.
        • Hukuk kurumları A.B.D.
        • İlimler A.B.D.
        • Müzik A.B.D.
        • nufus A.B.D.
        • Sanayi A.B.D.
        • Sinema A.B.D.
        • Tarih A.B.D.
        • Ziraat A.B.D.
      • cografya
      • Latin amerika
        • Tarih
      • Orta amerika
        • cografya
      • Tarih
    • Anadolu
    • Anayasa
    • Anjou
      • Coğrafya
      • Güzel Sanatlar
      • Tarih
    • Ankara
      • Tarih
    • Antakya
    • Antalya
      • Coğrafya
      • Güzel Sanatlar
      • Tarih
    • Antil adaları
      • Coğrafya
      • İktisat
      • Tarih
    • Antoloji
      • Türkiye Antolojileri
      • Yunan Antolojileri
    • Anvers
      • Coğrafya
      • Güzel Sanatlar
      • Müzeler
      • Tarih
    • Arabistan
      • Coğrafya
      • Sudi Arabistan
        • Tarih
      • Tarih
    • Aragon
      • Coğrafya
      • Tarih
    • Arap
      • Arapça
      • Edebiyat
      • Felsefe
      • İlim
      • musiki
      • Sanat
      • Tarih
    • Arjantin
      • Anayasa
      • Coğrafya
      • Edebiyat
      • Güzel Sanatlar
      • Tarih
    • Arkeoloji
    • Arnavutluk
      • Coğrafya
      • Edebiyat
      • Tarih
    • Asur
      • Güzel Sanatlar
      • Kurumlar
      • Tarih
    • Asya
      • Coğrafya
      • Tarih
    • Avrupa
    • Avusturalya
      • cografya
      • Tarih
    • Avusturya
      • cografya
      • Tarih
    • Aydın
    • Azerbaycan
      • Azeri
        • Azeri Edebiyatı
        • Azeri Musikisi
        • Azeri Türkçesi
    • Bakır
      • Bakır Filizleri
      • Kimya
    • Bilgi
    • Fransa
    • Genel
    • İspanya
    • Kimya
    • Kültür Sanat
    • Maden
    • Mutfak
    • Polonya
    • Portekiz
      • Portekiz Batı Afrika
        • Coğrafya
        • Tarih
    • Psikoloji
    • ROMA
    • Rusya
    • SAĞLIK
      • Anestezi
      • Genel Anestezi
      • Yeni anestezik maddeler
      • Yeni cihazlar
      • Yerel anesteziler
    • Samsun
    • Seri İlan
    • Türkiye
    • Yunan Mitolojisi
    Afrika Akademi Akdeniz Almanya Anadolu antlaşma Araştırma asit asker Asya Avusturya ağaç bahçe başkan başkent belçika Berlin besteci Birinci Dünya savaşı bitki bitkiler Bizans Brezilya böcek Cezayir Charles demir Demiryolu devlet adamı Dokuma edebiyat Elektrik eyalet Felsefe Floransa Fransa gelenek general hastalık hayat hayvan hayvanlar hekim heykel Hindistan Hollanda Hükümdar hükümet ingiliz ingiltere ispanyol italya italyan Kadın kanada kilise kitap Krallık Kuvvet körfez liman Londra Louis makine manastır Metalürji meyve milletvekili Mimar müslüman müzik Opera Ortaçağ Osmanlı devleti Oyun Paris Portekiz profesör ressam Rusya siyaset adamı tanrı tarihçi tarikat teşkilât ticaret tiyatro Türkiye Venedik Viyana yaprak yazar Yunanistan Yunanlı çiçek öğrenci öğretmen İkinci Dünya savaşı İspanya şair
  • Sayfalar:
    • BİBLİYOGRAFYA
      • BİBLİYOGRAFYA-A
      • BİBLİYOGRAFYA-P
      • BİBLİYOGRAFYA-R
      • BİBLİYOGRAFYA-S
    • Dizin
    • GENEL KAYNAKLAR
    • Hakkında
    • site-4
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-A
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-B
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-C,Ç
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-D
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-E
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-F
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-G
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-H
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-I,İ
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-K
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-L
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-M
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-N
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-O,Ö
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-P
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-R
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-S,Ş
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-T
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-U,Ü
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-V
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-Y
    • Türk Atasözlerinden Seçmeler-Z
    • YAZARLAR
      • Kaynakların Yazarları
    kanada vatandaşlık başvurusu
    Son Aranan Başlıklar
    • sapanca gölü hakkında bilgi
    • piripak
    • eskı krallar
    • proktor deneyi
    • ayun
    • alfa işaret
    • demir yatakları
    • TAVŞAN HAKKINDA ANSİKLOPEDİK BİLGİ
    • ahşap yapılar hakkında bilgi
    • akyatan gölü
    • pamir yaylası
    • kırım savaşı özeti
    • çiçek aşısı hakkında bilgi
    • volkanik arazi
    • proserpina

ansiklopedi - Copyright © 2009 Bilgi video, seri ilan, resim, osmanlı alfebesi, soğuk varlık, amonyak,

casino on-line