RUSYADA Avrupa Ulaşma yolunda Rusya (1689 – 1825)
RUSYADA Avrupa Ulaşma yolunda Rusya (1689 – 1825)
• Büyük Petro devri (1682 – 1725). Aleksey’in oğlunun XVII. yy.da çarların siyasetinin geleneksel hedeflerini çizdiği sanılır, önceleri asker ve savaş gemilerinin yetiştirilmesine çok önem veren Petro, bunları Osmanlılara karşı denemeyi kararlaştırdı. Azak kalesi önünde karşılaştığı zorluklar (1695-1696), çarı, eksikliğini duyduğu teknik adamları Avrupa’da aramağa yöneltti (1697). Dönüşünde (1698), isyan eden disiplinsiz ve imtiyazlı strelets’leri ortadan kaldırdı; yöneticilerin sakal bırakmasını ve uzun elbise giymesini yasakladı.
Patrik Andrian’ın ölmesini (1700) fırsat bilerek, yerine kimseyi seçtirmedi ve Kilisenin yönetimini, Svyatoy-Sinod meclisine verdi; 1721′de bu meclise laik bir başkan tayin etti. Kiliseyi köleleştirmekle yetinmeyerek yüksek sınıflar üstündeki etkisini de yok etmeğe çalıştı. Baltık kıyısına ulaşmak amacıyle, İsveç’e karşı giriştiği savaş (1700-1721), ordu ve vergi sisteminde reformlar yapmasına yol açtı. Narva’da yenilen çar
(19 kasım 1700), Karl XII’nin polonya seferinden yararlanarak Finlandiya körfezi kıyılarını işgal etti ve yeni bir şehir kurdu: Petersburg (1703); şehir 1715′te Rusya’nın başkenti oldu.Kazakları ayaklandırmayı deneyen İsveç kralı, Poltava’da yenildi (1709); Petro’nun osmanlı topraklarında uğradığı yenilgilere (1711) rağmen, Rusya artık Avrupa’nın büyük askerî güçlerinden biri haline gelmiş ve Avrupa’ya kendini kabul ettirmişti. İsveç, Nystad antlaşmasıyle (1721) Livonya, Estonya, İngriya ve Güney Karjala’yı bıraktı; senato, Büyük Petro’yu «Bütün Rusyaların imparatoru» ilân etti. İran’da patlak veren karışıklıklardan yararlanmak isteyen çar, ülkenin Hazar denizi kıyılarını bütünüyle işgal etti (1723).
Aldığı ilk tedbirler düzensizliği daha da artırdığından, saltanatının sonlarına doğru sistemli bir reforma girişti: naiplik görevi verilen bir senatonun (1711) ve bakanlık kurullarının yaratılması, Rusya’nın eyalet, il ve idare bölümlerine ayrılması ve «on dört sıra tablosu»nda açıklanan «hizmet soyluları» sınıfının (çin) teşkilâtlandırılması (muhalefetteki boyarları iflâs ettirdi), aile başına vergi yerine kişi başına vergi sisteminin getirilmesi, öğretimi yaymak için yeni denemeler, dış ticareti ve toprak kölelerinin çalıştığı fabrikaların (Urallar’da Demidov demir izabeleri) kurulmasını destekleyen merkantilist siyaset. Boyarların ve kilisenin zayıflamasından yararlanarak yeniden mutlakıyeti kuran çar öldüğü sırada halk arasında nefret uyandırmıştı; fakat eseri, kendinden sonra da yaşadı.
• Büyük Petro’nun halefleri (1725-1762). Büyük Petro’nun ölümünden sonraki yüzyılda, genellikle gözdelerin uyguladığı otokrasi, soylu sınıfın hükümet darbeleriyle düzeltildi: bu sınıf muhafız alaylarından yararlandı. İlk hükümet darbesinde ölü çarın gizli bir «yüksek konsey» kuran dostları, karısı Katerina I’i (1725-1727) imparatoriçe ilân ettiler. Petro I’in eski danışmanı Osterman iktidarın devamlılığını sağladığından çariçe, sonra da Menşikov’un (1725-1727) ve Dolgoruki’lerin (1727-1730) vesayeti altında çarın torunu Pyotr II (1727 -1730) çarın eserini devam ettirdiler.Anna İvanovna zamanında (1730-1740) Yüksek konseyin yerini üç üyeli bir kabine aldı ve yabancılara (Biron, Münnich, Osterman) çok büyük yetkiler verildi; İvan IV’ün Anna Leopoldovna’nın naipliği altında kısa süreli hükümdarlığından (1740-1741) sonra, Büyük Petro’nun kızı Yelizaveta’nın (1741 -1762) kabineyi dağıtması, senatoyu yeniden kurması, soyluların toprak kölesi çalıştırılan mülklere sahip olma imtiyazını ve köylüler üstündeki hâkimiyetini sağlamlaştırması sayesinde eski ve yeni rus soyluları yeniden ön plana geçti; buna paralel olarak iktisadî gelişme ve iç kısımlara (Donets bozkırları v.b.) yerleşme desteklendi, öte yandan Rusya avrupa siyasetinde önemli rol oynamaktaydı: Anna zamanında Büyük Petro’nun Hazar kıyısında fethettiği topraklar İran’a geri verildi (1732); Avusturya ile ittifak Rusya’nın August III lehine Polonya’ya müdahalesine yol açtı (1733); ayrıca Türkiye ile savaş (1736-1739) ancak Azak limanının ilhakını sağlayabildi.
Yelizaveta zamanında İsveç’in hücumuna uğrayan Rusya, savaşı kazandı ve Finlandiya’nın güneydoğusunu ele geçirdi (Abo, 1743). Ülkenin Avusturya Veraset savaşına (1746) katılmasıyle rus askerleri Ren kıyılarına sürüklendi, özellikle Yediyıl savaşlarındaki faaliyetleri, Prusya krallığının büyük kısmının ilhakıyle sonuçlandı. Bu toprakları 1762′de Yelizaveta’nın yeğeni Pyotr III geri verdi. Kısa zaman hüküm süren Pyotr III, dengesizliğine rağmen, çağın ölçülerine göre iyi sayılacak tedbirler aldı. Bir manifesto, soyluların devlet hizmetinden muaf tutulmalarına imkân verdi; «eski mümin»lere (raskol) hoşgörüyle davranılmağa başlandı.
• Yekaterina II (1762-1796) ve Pavel I (1796 -1801). Toprak sahibi soylulara dayanan bu otokratik ve bürokratik monarşinin kurulmasını Pyotr III’ün karısı Yekaterina II tamamladı. Rusya tacında hiç bir hakkı olmadığı halde kocasını tahttan indirten ve öldürten bu alman prensesi bütün zekâsını, yönetici sınıfı tatmin ederek yerini sağlamlaştırmada kullandı. Tahta çıkar çıkmaz kilise mülklerine elkoyma işini tamamladı; bu mülkleri devlet topraklarına katması, (1764), öteki mülklerin daha kolay dağıtılmasına imkân verdi.
Çevresindeki aristokratlara, devlet köylülerinin yaşadığı pek çok toprak verdi (devlet köylüleri böylece toprak kölesi haline geldi). Fakat ağırlık dış siyasete kaydırılmıştı: çariçe, Biron’u Kurzeme’ye ve Stanislaw II August Poniatowski’yi Polonya’ya yerleştirdi (1764). Prusya ile ittifak (1764), Varşova’yı Rusya’nın himayesini kabul etmek zorunda bıraktı; Ortodoksların savunmasını üstüne alan Rusya, 1767 Diyetini, Ortodoksların haklarını tanımağa zorladı. Bu sırada, Fransa’nın da desteğiyle, Polonya’yı kurtarmağa çalışan Türkiye ile savaş başladı (1768). Fakat Polonya, rus teminatını kabule mecbur oldu.
Avusturya ve Prusya karadaki (Bükreş’in zaptı) ve denizdeki (Çeşme, 1770) başarılarına rağmen çariçeyi, Azak denizi ve Karadeniz kıyısında birkaç ufak toprak parçasıyle ve Osmanlı imparatorluğundaki Ortodoksların himayesiyle (Küçük Kaynarca, 1774) yetinmek zorunda bıraktılar; fakat Polonya’nın ilk bölünmesine (1772) ortak edilmesi, Rusya’ya Livonya ve Beyaz Rusya’nın doğusunu kazandırdı. Don ve Ural Kazaklarını, Volga kıyısındaki halkları ve Doğu’daki rus toprak kölelerini ayaklandıran Pugaçov isyanı (1773-1774), içte reform ihtiyacını ortaya koydu.
Montesquieu’nün Kanunların Ruhu’na (Esprit des Lois) göre yeni bir kanun yapmak için seçilen Yasama komisyonunun (1767-1768) çalışmalarından yararlanan ve usta bir nazır olan Potemkin’in desteklediği (1774 -1787) Yekaterina II, merkeziyetçilikten kurtulmayı nispeten gerçekleştirebildi. 1775 Kararnamesiyle Rusya’nın yüzyıl için idarî kadrosu çizildi: eyalet ve idare bölgelerinin sayısı arttı; birçok eyaleti denetleyen genel valinin otoritesi sınırsız olmakla birlikte, idare bölgelerinde seçimle elde edilen görevler soylulardaydı. «Soylular şart’ı» (1785), soylu imtiyazlarını (devlet hizmetinden ve vergilerden muafiyet) kanun haline getirdi, soylulara her eyalette korporatif bir teşkilât (meclis) kurma hakkını tanıdı; bu meclis bir soylular mareşali ve seçimle işbaşına gelen hâkimler tarafından yönetiliyordu.
Hizmet yükümlülüğünden kurtulan soyluların çoğu kendilerini mülklerinin yönetimine ve mahallî yönetime vererek artık hükümetin yetkilerini sınırlamayı düşünmez oldular. Kapalı ekonomiden yavaş yavaş ticaret ekonomisine yönelerek, keten, kenevir, demir, kereste ve zift ihracına ve XIX. yy.da Avrupa’ya buğday göndermeğe başladılar. Tekellerin kaldırılmasına rağmen, başlıca fabrikalar (Urallar’da metalürji, Moskova bölgesinde dokuma sanayii) soyluların elindeydi ve bu alandaki faaliyetleri (1785), bütün şehir halkını belediye çerçevesi içinde üç loncada (tacirler, zanaatçılar, myeşçan’lar) topladı; fakat seçimle işbaşına gelen duma’larına sadece vergi toplama işini bıraktı.
Halk Okulları yönetmeliğiyle (1786), Avusturya’yı örnek alan bir eğitim sistemi kuruldu. Köylüler «şart»ı yoktu: mülk sahiplerinin haklarını kanun çerçevesine alarak sınırlamaktan vaz geçen Yekaterina, toprak kölelerini ve yol açtığı suistimalleri çarlık topraklarını dağıtarak yaygınlaştırdı ve toprak köleliğinin bulunmadığı Beyaz Rusya’da da bu sistemi kurdu (kazak imtiyazlarının kaldırılması, 1775). Orta Rusya’nın çok kalabalık olmasına rağmen derebeylerin toprak kölelerini bırakmak istememeleri bakir topraklara yabancıların yerleştirilmesini gerektiriyordu: Ukrayna’ya sırplar, Volga kıyısına ve Ukrayna’ya almanlar yerleştirildi.
Yekaterina, kısa süre sonra Osmanlı imparatorluğunu yok etmeyi ve böylece Balkan yarımadasıyle Boğazları ele geçirmeyi tasarladı. Kırım hanlığının Rusya tarafından ilhakını (1783) kabul etmek zorunda kalan Babıâli, sonunda savaş ilân etti (1787). İsveç kralı Gustaf III’ün (1788-1789) hücumu ve Avusturya’nın ittifakı bozması (1790) üzerine zor durumda kalmasına rağmen Rusya, Suvorov’un başarıları sayesinde, Bug ve Dnieper arasındaki bozkır topraklarını elde etti (Yaş. 1792). Polonya’ya yeni bir müdahale, ikinci bölüşmeye yol açtı (1793) ve Podolya’nın bir kısmı, Volhinya ve Beyaz Rusya’nın doğusu ilhak edildi; Polonya’nın üçüncü bölüşülmesiyle (1795) Rusya, Kurzeme, Litvanya ve Volhinya’nın geri kalan kısımlarını da ele geçirdi.
Fakat Fransız devrimi, Rus hükümetinin anlayışını değiştirmeğe başladı. Her geçen gün halktan ve rahip sınıfından daha çok kopan soylular, Yelizaveta zamanında büyük ölçüde fransız etkisinde kaldılar. Yekaterina II zamanında batı etkisi daha çok yayıldı. Fransızlar ve italyanlar, başkente bir avrupa şehri görünüşü verdiler. Yavaş yavaş, Ruslar da örnek aldıkları avrupalıların fikir düzeyine ulaştılar: yüzyılın en büyük bilginlerinden biri haline gelen Lomoncsov (bir mujik ailesindendi) millî duygularını belirtti.
Louis XVI’nin idamı üzerine telaşa düşen çariçe, hür fikirlilere ve özellikle masonlara cephe aldı. Fransa’dan gelen her şeye şüpheyle bakılmağa başladı. Kuvvetli bir orta sınıfın bulunmaması Rusya’da çariçenin oğlu ve halefi Pavel I (1796-1801) ile başlayan bir tepkiye yol açtı. Annesinin uzun süre iktidardan uzak tuttuğu Pavel I, çariçeninkine karşıt bir siyaset izledi; fakat dış siyasetinde de görüleceği gibi, arada bir, karakteri icabı sıçramalar yaptı. Akdeniz’e yerleşme isteğiyle Direktuvar Fransası’na savaş açarak Suvorov’u İtalya’ya gönderdi (1799); sonra yön değiştirerek, ingiliz Hindistanı’na sefere hazırlandığı sırada öldürüldü (1801).
• Aleksandr I (1801-1825). İktidarın büyük evlâda geçmesini öngören temel yasa uyarınca tahta çıkan (16 ocak 1697) Aleksandr I (Pavel I’in oğlu) zamanında da dış siyasete öncelik tanındı. Topraklarının genişlemesi ve nüfusunun artmasıyle Avrupa’nın en büyük devleti haline gelen Rusya, Avrupayı ilgilendiren bütün konularda son sözün kendisinde olmasını istiyordu; önceleri bu yetkiyi Bonapart ile paylaşmayı deneyen Aleksandr, geride kaldığını hissedince, rakibine karşı üçüncü ve Dördüncü koalisyonlara katıldı (1805-1807). Austerlitz (1805) ve Friedland’da (1807) yenilen çar, zaman kazanmak için Fransa ile ittifak (Tilsit, 1807) yaptı, isveç’ten Finlandiya’yı kopararak ülkeyi kendi otoritesi altında bir büyük düklük haline getirdi (1809). Osmanlılarla uzun bir savaş (1806-1812) sonunda Besarabya’yı kazandı (Bükreş antlaşması, 1812).
Fransız imparatorluğu en parlak dönemini aştığından, Aleksandr, Kıta Ablukası yüzünden kereste ve kenevirlerini Avrupa’ya satamamaktan yakınan soylu tabakayı dinleyerek Napolyon’un ekonomisinden ayrıldı (31 aralık 1810 ukaz’i). 1812′-de vatanseverlik savaşı başladı ve istilâcı fransız ordusu yok edildi (bk. rusya seferi). Aleksandr, imparatorluktan Fransızları çıkardıktan sonra bütün Avrupa’yı kurtarmağa karar verdi.
Prusya’nın (şubat 1813), Avusturya’nın (ağustos 1813), alman devletlerinin desteği ve İngiltere’nin malî yardımları, çarın Napolyon’u yenmesini sağladı (nisan 1814).Viyana antlaşmasıyle Batı’ya doğru rus ilerlemesi onaylandı; polonyalı soylulara devletlerini yeniden kurmayı vaat eden Aleksandr, kendini Polonya kralı ilân etti, fakat Avusturya, Galiçya’yı, Prusya da Poznan’ı bırakmadı. Kısmen Varvara Krüdener’in etkisiyle Kutsal İttifak siyasetini (26 eylül 1815) hazırlayan çar, Avrupa’da barışın bekçisi rolünü takındı. Oysa iç siyaseti ümit kırıcıydı; reform projeleri (bk. SPERANSKiY) ancak bir yasama organı olan imparatorluk konseyinin (1810) ve çarın otoritesi altında iktidarı temsil eden dokuz başkanlığın kurulmasıyle (1811) sonuçlandı; fakat, böylece mutlakıyete meşrutî bir görünüş verilirken, Araçeyef askerî kolonilerinin kurulması da istibdadı sağlamlaştırdı.
Kategori Bilgi, Rusya | Yorumlar kapalı
18 Temmuz 2009 Tarihinde Saat 11:50 de sitemize eklenen bu döküman için Etiketler:Ağırlık sistemi, alay etmek, Alman imparatorluğu, Antil denizi, askerî müdahale, avrupalı hükümdar, Avusturya başkenti, Avusturya ekonomisi, Avusturya hükümeti, Azak denizi, Azak kalesi, Babıali, Bali adası, Belediye meclisi, beyaz adamlar, beyaz kol, çelik âlet, Çin imparatoru, Dağ kralı, demir âlet, Deniz kıyısı, derebey, dış siyaset, Dış Ticaret, dokuma sanayi, Estonya, Finlandiya, fransız ordusu, fransız prensesi, geleneksel olay, gerçek dost, Gizli dost, Hazar denizi, idare etme, idari bölgeler, ihraç liman, iktisadî faaliyetler, ileri fikirli, ince ses, isim yapma, italya halkı, kapalı yer, Karadeniz, karışıklık, Katerina, Kazak beyleri, kendinden geçme, KENE, köylü ailesi, kutsal yer, Med savaşları, milli duygular, muhafız, Napolyon, nişan alma, Osmanlı ordusu, para yardımları, Petersburg, Petro devri, PODOLYA, Polonya kralı, polonya seferi, Polonya Veraset savaşları, Poltava savaşı, pön savaşı, POZNAN, Prusya, Ren kıyısı, Ruki dağı, rus devleti, rus hücumu, Rus Yönetimi, sağlam tarafı, savaş ekonomisi, Savaş gemileri, sinir sistemi, siyaset adamları, taç giyme, tayin etmek, Tekeller komisyonu, temin etmek, toprak köleliği, Ural dağı, üstün olma, üstü açık yer, uzun elbise, Veraset yolu, verilen teminat, yeni liman, yere yakın, yönetim bölgesi
RUSYADA Avrupa Ulaşma yolunda Rusya (1689 – 1825) hakkında bilgi içeren tüm dizin yazıları için tıklayınız: RUSYADA Avrupa Ulaşma yolunda Rusya (1689 – 1825) hakkında >>
Yorum yap
Eğer yorum yapmak istiyorsanız aşağıdaki formu kullanabilirsiniz.

